Atilla İLHAN

34 FN 346
geceyarilari 
tenhadir buralari 
ne in ne cin 
kirmizi lambasi 
sanki kan damlasi 
demiryolu geçidinin 

dagilmis su dumani simsekli bir karanliga 
yagmurun altinda çinar 
çinarin altinda o karalti 
birakilmis bir araba 
34 FN 346 
sag arka lastigi yirtilmis 
camlarinda kursun delikleri 
içinde barut kokusu var 
hala çalisiyor silecekleri 
bir sola bir saga 
bir sola bir saga 

geceyarilari 
tenhadir buralari 
ne in ne cin 
kirmizi lambasi 
sanki kan damlasi 
demiryolu geçidinin 

simsekler yaladikça nikelajini 
tirnak uçlarinda çitir çitir 
yogun bir elektrik sokaga 
bu araba mutlaka çalinmistir 
süpheli ne zaman bulabilecekleri 
disarda unutmus bir ayagini 
bir genç direksiyona yikilmistir 
kani simsicak damliyor 
dirseklerinden koltuga 
roman çoktan bitmis 
yol bitmis bitmis kavga 
hala çalisiyor silecekleri 
bir sola bir saga 
bir sola bir saga 
bir sola bir saga 

geceyarilari 
tenhadir buralari 
ne in ne cin 
kirmizi lambasi 
sanki kan damlasi 
demiryolu geçidinin
 ATTILA ILHAN 

ADIM SONBAHAR
nasil is bu 
her yanina çiçek yagmis 
erik agacinin 
isik içinde yüzüyor 
neresinden baksan 
gözlerin kamasir 

oysa ben aksam olmusum 
yapraklarim dökülüyor 
usul usul 
adim sonbahar 

(Ayrilik Sevdâya Dâhil,1993)
 

ADIMLA NASIL BERABERSEM
hacet yok hatirlatmasina seni hatiralarin
bir dakika bile çikmiyorsun aklimdan
kosar gibi yürüyüsün
karanlikta bir isik gibi aydinlik gülüsün

hacet yok hatirlatmasina seni hatiralarin
uzak uzak yildizlarla çevrilmis kainatin
karanlik bosluklarinda akip giderken zaman

adimla nasil berabersem öylece beraberiz
seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye
gönlümüz mutluluga inanmis olmanin gururuyla rahat
koltugumuzun altinda birer dinamit gibi kellemiz
ve sonra her zaman her ölümlüye
ayni sartlar altinda kismet olmiyan
gerçekleri görmenin aydinligi alinlarimizda

hacet yok hatirlatmasina seni hatiralarin
sen bana kalbim kadar elim kadar yakinsin
 

AGIR KAN KAYBI
Biz yalnizliktan dogduk o dagdagali sudan
Biz yani erdogan aysenur ali ve ahmet
Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku
Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
Köy köy bucak bucak memleket memleket
Yani afyon adilcevaz akçadag turgutlu
Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku

Buzlu mehtap alçakca kesmisti yolumuzu
Bütün kapilardan açikca kovulmustuk
Silahimiz avcumuza yapismisti soguktan
Biz yani erdogan aysenur ali ve ahmet
Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku
Kestiremedik ne yaptigimizi kim oldugumuzu
Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
Köy köy bucak bucak memleket memleket
Yani afyon adilcevaz akçadag turgutlu
Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku

Ne kadar korkmustuk elimizden tutmadilar
Dogrudur kendi içimizde daraldigimiz
Kim neyi savundu bilinmez nereye kadar
Biz yani erdogan aysenur ali ve ahmet
Baska bir yalnizlikta bogulduk
havasizliktan
Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
Köy köy bucak bucak memleket memleket
Ne solculugumuz solculuktu ne sagciligimiz
Karanlik bir kapi olup üstümüze kapandilar
Kimse bizi sevmedi
agir kan kaybiyiz
 

AGUSTOS ÇIKMAZI
Beni koyup koyup gitme, n'olursun
Durdugun yerde dur
Kendini martilarla bir tutma
Senin kanatlarin yok
Düsersin yorulursun
Beni koyup koyup gitme, n'olursun

Bir deniz kiyisinda otur
Gemiler sensiz gitsin birak
Herkes gibi yasasana sen
Isine gücüne baksana
Evlenirsin, çocugun olur
Beni koyup koyup gitme, n'olursun
AH..
yüzünün yarisi göz kadife yansimali
bulutlu siyah ah bulutlari eflatun
o boy aynasindan çikti fransiz mali
visne asiti vardi tadinda rujunun
ah sinema yildizi falan olmali
agizligi kristal son derece uzun
bir kibrit çakildimi ah yagmurluklu kiz
alevinden anlamli dumanlar üfürüyor
ah çocuk yüzünde gül goncasi agiz
saçlarindan incecik süt tozu dökülüyor
saganak gibi derin, agaçlar gibi yalniz
karartma baslamis isiklar örtülüyor
ellerinde ruh gibi ah portakal kokusu
kirkmalari mor salkim, göz kapaklari saydam
çok vapurun battigi bir liman orospusu
bir hirsla öptüm ki ah ölürüm unutamam
ay isiginda deniz akardiyon solosu
piril piril yasadim üç dakika tastamam
tavana asilmis sosyalist saçlarindan
ah sabah sabah omuzlari kan içinde
iskence sonrasi genç bir kadin militan
yiginlar ugulduyor hummali gençliginde
adi bile çikmamis dudaklarindan
dogru yasadiginin simsiki bilincinde
 ATTILA ILHAN 
 

ALENDE ALENDE
ölüm birden bosalmasidir insanin kendisinden
gizli titresimler uçar belki boslukta sesinden

günes vurunca parildar görünmez ayak izleri ki
beyhude korularda eski bir yaz gezmesinden

solgun bir gülümseme hani ay büyürken görünür
aynalarda birakilmis nice yüz birikintisinden

artik hiç olmasa da sonbahar penceresinde o
camlarin bugulanmasi her aksam nefesinden

kimsesiz bahçelerde besbelli yalniz dolastigi
rüzgârsiz aksamüstleri yapraklarin ürpermesinden

duyulur ardinda biraktigi hayallerin gürültüsü
sinsi bir deprem gibi camlari titretmesinden

masasina gelip gittigi açikça anlasilir
daktilosu çalismasa da seridinin eskimesinden

durdugu yerde patlamasi mürekkep hokkalarinin
ömrünce biriktirdigi sosyalist öfkesinden

ne kadar yok etse ölüm vurusu göklerde yankilanan
kocaman bir yürek kalir sili'nin allende'sinden

AN GELIR
an gelir
paldir küldür yikilir bulutlar
gökyüzünde anlasilmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgilar susar heves kalmaz
satârâbân ölür

sarabin gazabindan kork
çünkü fena kirmizidir
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kusatilmis
karakollar taranir
yagmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hirsizidir
her ölen pisman ölür
hep yanlis anlasilmistir
hayalleri yasaklanmis
an gelir simsek yalar
masmavi dehsetiyle siyaset meydanini
direkler çatirdar yalnizliktan
sehpada pir sultan ölür

son umut kirilmistir
kaf dagi'nin ardindaki
ne selam artik ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namli masal sevdalilari
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uguldar bâkî
çesmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarliktir zaman
sairler dolasir saf saf
tenhalarinda siir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatli bir bombadir patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür

ARABESK
isliginda usturalar bileniyor 
biyiklari marsandiz katari 
zulasinda eroini esrari 
tutuklandikça yenileniyor 

kafasi kizdi mi taksim'de aksam 
bütün lahmancunlar ondan sorulur 
oglanin birine takildi / tamam 
çengelköy'lü sevtap diye meshur 

gögüsleri hakikat birer kumru 
eskiden de süslenir boyanirmis 
ayak ayak üstüne atip oturdu mu 
insanda can mi birakirmis 

sabaha karsi bir büyük raki 
yildiz tozumasi külüstür mehtap 
arabada sevismek baslica meraki 
ne kanun taniyor ne de kitap 

bu yollara düsecek adam miydi 
çiçek yaptirmalar parfüm filan 
bu sefer yakasini fena kaptirdi 
sevtap basini yiyecek anlasilan 

bosversene / daha ölmedik ulan 

ARTI SONSUZ
yagmurun yerden göge yagdigi 
bu gece yasak bölgedeyim 
büyük çingenelerin çaldigi 
kaçak silahlarin içindeyim 
sevismek kapisinin kapandigi 

bir nabiz yoklar ki daima 
hizli bir nabiz yoklar elim 
öpüstüklerim hirsizlama 
çirkin bir agizda dislerim 
bir biçak deger dudagima 

gök yarildikça simseklerden 
soguk aynalarda kilitliyim 
tirnaklarimdaki elektrikten 
su gibi erir ilistiklerim 
kivilcimlar uçar kirpiklerimden 

dogumdan öncesini yasiyorum 
henüz belli olmadi kimligim 
vücudunu ariyor ruhum 
bir yerde atomun çekirdegiyim 
bir yerde arti sonsuzum

AYDINLIK NEYIN OLUYOR?
aydinlik neyin oluyor senin 
gökyüzü akraban filan mi 
beni bulur bulmaz gözlerin 
simsek çakiyorum yalan mi 
yüzünde yalazini gezdirdigin 
saçlarindan tutusmus orman mi 
akla ziyan bir sey elektrigin 

ayisigi mavisi dudaklarindan mi 
o isik zenginligi mi giyindigin 
uzay tozlari mi yildizlardan mi 
elime dokundugu an elin 
günesler açiyorum sahi ondan mi 
aydinlik neyin oluyor senin

AYIP RESIMLER
-I- 

atesten köpekler yaliyor 
sütlü meme uçlarini 
zebaniler kazimis cehennem yalazi saçlarini 
azrail gelir 
nefes nefese teslim alir elbet 
yanardag agzi cinselliginden 
kaziga çakilmis kadini 

-II- 

camlarin ardinda çinar 
camlardan yemyesil yigilan günes isigi 
aci sari bir ari vizildar 
vurup kendini o duvardan bu duvara 

kadinin bütün gözleri isik bulasigi 
erimis gümüs mü dökülmüs 
öyle pariltili ve yogun 
tirnaklarinin yaldiz günesi yansitiyor 
parmaklarini kimildattikça 
sanki alüminyum 

kadinin pençelerinde oglan çocugu 
on üç yaslarinda ancak 
sarisin akça pakça 
soyulmus muz dersiniz 
kokulu ve yumusak 
kadinin altin disleri her yanina batiyor 
her degdigi yeri yakarak solugu 
dilinden kulak içlerine 
isik zerrecikleri birakarak 

kadin iri çekme burunlu 
kirkina yakin 
çiplak 
isik siziyor hücrelerinden ter yerine 
körpe erkekligini kapmis oglanan 
-kendini tutmasa- 
koparip yutacak 
AYRILIK SEVDAYA DAHIL-4
yalnizlik 
hizla alçalan bulutlar 
karanlik bir agirlik 
hava agir toprak agir yaprak agir 
su tozlari yagiyor üstümüze 
özgürlügümüz yoksa yalnizligimiz midir 
eflatuna çalar puslu lacivert 
bir sis kusatti ormani 
karanlik çöktü denize 


yalnizlik 
çakmak tasi gibi sert 
elmas gibi keskin 
ne yana dönsen bir yerin kesilir 
fena kan kaybedersin 
kapini bir çalan olmadi mi hele 
elini bir tutan 
bilekleri bembeyaz kugu boynu 
parmaklari uzun ve ince 
simsicak bakislari suç ortagi 
kaçamak gülüsleri gizlice 


yalnizlarin en büyük sorunu 
tek basina özgürlük ne ise yarayacak 
bir türlü çözemedileri bu 
ölü bir gezegenin 
soguk tenhaligina 
benzemesin diye 
özgürlük mutlaka paylasilacak 
suç ortagi bir sevgiyle 
 ATTILA ILHAN 

AYRILIK SEVDAYA DAHIL
Açilmis sarmasik gülleri kokulariyla baygin
En görkemli saatinde yildiz alacasinin
Gizli bir yilan gibi yuvarlanmis içimde kader
Uzak bir telefonda aglayan yagmurlu genç kadin
Rüzgar uzak karanliklara sürmüs yildizlari
Mor kivilcimlar geçiyor daginik yalnizligimdan
Onu çok ariyorum onu çok ariyorum
Heryerimde vücudumun agir yanik sizilari
Bir yerlere yildirim düsüyorum
Ayriligimizi hisettigim an demirler eriyor hirsimdan
Ay isigina batmis karabiber agaçlari gümüs tozu
Gecenin irmaginda yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmus
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrilik da sevdaya dahil çünkü ayrilanlar hala sevgili
Hiç bir ani tek basina yasayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte hersey onunla ilgili
Telasli karanlikta yumusak yarasalar
Gittikçe genisliyen yakilmis ot kokusu
Yildizlar inanilmiyacak bir irilikte
Yansimalar tutmus bütün sahili
Çünkü ayrilmanin da vahsi bir tadi var
Öyle vahsi bir tad ki dayanilir gibi degil
Çünkü ayriliklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrilanlar hala sevgili
Yanlizlik hizla alçalan bulutlar karanlik bir agirlik
Hava agir toprak agir yaprak agir
Su tozlari yagiyor üstümüze
Özgürlügümüz yoksa yalnizligimiz midir
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kusatti ormani
Karanlik çöktü denize
Yanlizlik çakmak tasi gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanina dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapini bir çalan olmadi mi hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kugu boynu parmaklari uzun ve ince
Simsicak bakislari suç ortagi kaçamak gülüsleri gizlice
Yalnizlarin en büyük sorunu tek basina özgürlük ne ise yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soguk tenhaligina
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylasilacak suç ortagi bir sevgiliyle
Sanmistik ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için variz
Ikimiz sanmistik ki tek kisilik bir yalnizliga bile rahatça sigariz
Hiç yanilmamisiz her an düsüp düsüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kirilsak da hala içimizde o yanardag agzi
Hala kipkizil gülümseyen sanki atesten bir tebessüm zehir zemberek ASKIMIZ

AYSEL GIT BASIMDAN
aysel git basimdan ben sana göre degilim
ölümüm birden olacak seziyorum
hem kötüyüm karanligim biraz çirkinim
aysel git basimdan istemiyorum
benim yagmurumda gezinemezsin üsürsün
dagitir gecelerim sarisinligini
uykularimi uyusan nasil korkarsin
hiçbir dakikami yasayamazsin
aysel git basimdan ben sana göre degilim
benim için kirletme aydinligini
hem kötüyüm karanligim biraz çirkinim

Isligimi denesen hemen düsürürsün
gözlerim hizlandirir tenhaligini
yanlis sehirlere götürür trenlerim
ya ölmek ustaligini kazanirsin
ya korku biriktirmek yetisini
acilarim iyice bol gelir sana
sevincim bir türlü tutmaz sevincini
aysel git basimdan ben sana göre degilim
ümitsizligimi olsun anlasana
hem kötüyüm karanligim biraz çirkinim

sevindigim anda sen üzülürsün
sonbahar ugultusu duymamissin ki
içinden bir gemi kalkip gitmemis
uzak yalnizlik limanlarina
aykiri bir yolcuyum dünya genis
büyük bir kulak çinliyor içimdeki
çetrefil yolculugum kesinlesmis
sakin baska bir sey getirme aklina
aysel git basimdan ben sana göre degilim
ölümüm birden olacak seziyorum
hem kötüyüm karanligim biraz çirkinim
aysel git basimdan seni seviyorum
 ATTILA ILHAN 

BAKARSAK
Zarif bir hüzündür bembeyaz dolasan kuguya bakarsak
Mücevher titresimleriyle mütereddit bir aksam suya bakarsak
Fazlasiyla isindi deniz kaynadi kaynayacak
Dipten bir deprem yaklasiyor suyun üzerindeki buguya bakarsak
Ne kadar yoksul ve çiplak görünürse görünsün agaçlar
O kadar yakindir ilkbahar özsuyu yürümüs dallara ugultuyla bakarsak

BANA BIR SIMSEK ÇAK
bana bir simsek çak 
ortalik fena karanlik 
yüregim örtülüyor 
agir bir dalginliga genisliyorum 
durmadan degisen o mevsimde 
daglarda kalin 
omuz omuza bulutlar 
çok fena kalabalik 
ellerim çiplak 
bana bir simsek çak 
kötü bir tuzaktayim 
bilmem ne yapsak 
aklimda fikrimde onlar 
yasli ve genç 
erkek ve kadin 
korkularima tutsak 



bana bir simsek çak 
içim içime sigmiyor artik 
vahim bir çagrisimdan 
daha vahimine atlamaktayim 
bana bir simsek çak 
belki fena halde 
yanilmaktayim 
o ince kiz çocugu 
gün dogmadan her sabah 
bir hapisaneden bir nezarethaneye 
kelepçeli götürülüyor 
dudaklari titrek 
gözlerinde bugu 
bilmem ki nasil anlatayim 
bagislanmaz suçu dünyayi sevmek 
bir de o 
adini bile bilmedigi 
kivircik saçli'devrimci'ögrenciyi 
fakülte kapisinda vurulmus 
yagmurun altinda 
çiplak 
bana bir simsek çak 
çok yanlis anlasilmaktayim 
hesabim yanlis bir mahkemede görülüyor 
içimdeki zemberek 
bosandi bosanacak 
yasamak mi gerek 
yoksa unutmak mi 
sasirmaktayim 
galiyef yoldas ne olacak 
galiyef yoldas sibirya sürgünü 
sanki yalin bir biçak 
kayarak 
bir kirlangiç hiziyla 
bulutlarin arasindan 
karanligin bögrüne saplanacak 



galiyef yoldas ne olacak 
galiyef yoldas sibirya sürgünü 
elinde bir mektup eski yaziyla 
artik yüzünü bile unuttugu 
karisindan 
burnunda sadece kokusu var 
ilkbahar kadar müsfik 
sonbahar kadar yumusak 
galiyef yoldas ne olacak 
avrasyada hala mazlumlarin ugultusu 
kisa bozkir atlarinin nallarindan 
gizli kivilcimlar ki etrafa saçiliyor 
azadlik mermileridir 
çekirdekleri çelik 
cehennem gibi sicak 



bana bir simsek çak 
sala veriliyor görünmez minarelerden 
Izmir de istirdat i yasamaktayim 
bir yangin solugu sokak içlerinden 
kordonboyunda muzaffer atlilar 
fahrettin pasanin süvarisi 
bana bir simsek çak 
yolumu aydinlatacak 
gazi'nin gözlerinden 
mavi bir simsek 
kuva-yi milliye mavisi 
ayni emaneti tasimaktayim 
'hürriyet ve istiklal benim karakterimdir' 
çünkü hain sinsi ve korkak 
ayni düsmana karsi 
savasmaktayim
ATTILA ILHAN 

BATAN BU KÖHNE SILEB...
garson masa iyi manzarayi degistir 
sirasi mi mehtabin yildiz yagmurunun 
bu gece yalnizim onlar gelmeyecek 
sapa bir yerindeyim umutsuzlugumun 
hava soguk olmali agaçlar bütün duman 
eger bulabilirsen ölü bir kar getir 
beyazligi kalin bir su gibi uzayan 
bu gece yalnizim onlar gelmeyecek 
batan bu köhne silebde ne isleri var 

çünkü battim kasa bos ne para ne çek 
çünkü bütün telefonlar israrla alacakli 
bu gece yalnizim onlar gelmeyecek 
hani o sarisin kirpikleri saçakli 
yanagini viski bardagiyla serinleten 
sonra nilay hani kafayi buldu mu aglar 
cam yesili yasemin cigara dumani nursen 
batan bu köhne silebde ne isleri var 

garson masa iyi manzarayi degistir 
büyük simsek çakmali gök gürültüsü filan 
söyle dallari kiran sakirtili bir yagmur 
köpek havlamalari bulut karanligindan 
zehir bulabilir misin çabucak öldürecek 
artik arsenik mi olur siyanür mü olur 
hangisi olursa olsun hepsi isime yarar 
yoksa bir tabanca bul bir avuç mermi getir 
bu gece yalnizim onlar gelmeyecek 
batan bu köhne silebde ne isleri var 

BEKLE
Gelecegim bekle dedi 
Ben beklemedim o da gelmedi 
ölüm gibi birseydi 
Ama kimse ölmedi
BELA ÇIÇEGI
alsancak gari'na devrildiler
gece garin saati bela çiçegi
hiçbir seyin farkinda degildiler
kalles bir titreme aldi erkegi
elleri yirtilmisti kelepceliydiler
çantasini karisi tasiyordu

hiç kimse tanimiyordu kimdiler
gece garin saati bela çiçegi
üçüncü mevki bir vagona bindiler
anlasildi erkegin gidecegi
bir seyden vazgeçmis gibiydiler
bir türlü karisina bakamiyordu

ayaküstü birer bafra içtiler
gece garin saati bela çiçegi
simdiden bir yalnizlik içindeydiler
karanlik gelmisi gelecegi
birdenbire sapsari kesildiler
vagonlar usul usul kimildiyordu

BELMA SEBIL
seni ben kallavi sokagi'nda gördüm
sen beni görmedin göremedin
kapilari çaldim adini sordum
söylemediler ögrenemedim
seni ben kallavi sokagi'nda gördüm
bir daha görmedim bilmedim
belma sebil adini yakistirdim
aklima geldikçe her sefer
gözlerinin mavisini bitirdim
saçlarinin siyahina basladim

kallavi sokagi'nda güvercinler
benim karanlik istanbul'um
bir esnaf kahvesinde oturdum
belma sebil ya geçti ya geçer
rüzgarini içime doldurdum
kallavi sokagi'nda güvercinler
bunca yil sönmemis umudum
nisan degilse mayis
persembe degilse pazar
ben belma sebil'i bulurum

BEN ARTIK KÜSÜM
beni de kirdilar içimde kirdilar 
karanlik camlardan sular akiyordu 
simsekli bir boslukta saat vurdu 
beni de kirdilar belki yalnizdilar 
belki onlarin da çocuklugu yoktu 
bütün sarkilara kapaliydilar 
bir genç kiz degmemisti saçlarina 

beni de kirdilar ben artik küsüm 
yagmurlari yagmiyor agaçlarima 
sularindan içmiyorum susadim ama 
beni de kirdilar soguk bir ölüm 
çevik bir biçak gibi çakildi aklima 
oysa bir sarkiyim yeniden dogan günüm 
bütün sarkilara kapaliydilar

BEN SANA MECBURUM BILEMEZSIN
Ben sana mecburum bilemezsin
Adini mih gibi aklimda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
Içimi seninle isitiyorum.
Agaçlar sonbahara hazirlaniyor
Bu sehir o eski Istanbul mudur
Karanlikta bulutlar parçalaniyor
Sokak lambalari birden yaniyor
Kaldirimlarda yagmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
Insan bir aksam üstü ansizin yorulur
Tutsak ustura agzinda yasamaktan
Kimi zaman ellerini kirar tutkusu
Bir kaç hayat çikarir yasamasindan
Hangi kapiyi çalsa kimi zaman
Arkasinda yalnizligin hinzir ugultusu

Fatih'te yoksul bir gramofon çaliyor
Eski zamanlardan bir cuma çaliyor
Durup köse basinda deliksiz dinlesem
Sana kullanilmamis bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalaniyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir silep siziyor issiz gözlerinden
Belki Yesilköy'de uçaga biniyorsun
Bütün islanmissin tüylerin ürperiyor
Belki körsün kirilmissin telas içindesin
Kötü rüzgar saçlarini götürüyor

Ne vakit bir yasamak düsünsem
Bu kurtlar sofrasinda belki zor
Ayipsiz fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yasamak düsünsem
Sus deyip adinla basliyorum
Içim sira kimildiyor gizli denizlerin
Hayir baska türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
ATTILA ILHAN 

BENCE MALUMSUR
dikenin
kalbime battigi bir sonbahar günüdür
sen elini bulutlarin içinde gezdirirsin
bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler
içini kurtlar kemirir
bence malumdur
bugulanmis camlarin arkasinda masmavi yüzün
senin atesler içinde oldugun
bence malumdur
ellerin muhakkak çocuk elleridir
hep kimsenin bilmedigi türküler düsünürsün
onlar neden daima okul türküleridir
süleymanciktan bahseder
kara toprakta açik yesil bir yildiz gibi akip giden
süleymanciktan
ve karinca yuvalarindan bahseder
isiksiz kömürsüz karinca yuvalarindan
gökyüzünde kizil bir hilalin kaydigini görürsün
sen ansizin gökyüzünde görünürsün
gözlerinin rengi
bence malumdur
elinde degildir aksam serinliginde üsüsün
eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur
sokaklar yorulur uykuya varip gelirler
sokaklarin üstüne bulutlar gelirler
bulutlarin üstüne yildizlarin gözleri gelir
bir yildiz bir yildizin ardinca gider
yildizlarin kaybolduklari yer
bence malumdur
karanlikta bir seyler kopar dagilir
uzaktan yabanci sesler duyulur
sen elini bulutlarin içinde gezdirirsin
elin hayallerimi dagitir
bilirsin
sen elini bulutlarin içinde gezdirirsin 

BENI BIR KERE DÖVDÜLER
beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm 
daha bere giyiyordum biyiklarim da duruyor 
büyükdere'de dövdüler emirgân ve birileri 
geceleyin dövdüler dislerimi tükürdüm 

emirgan'la aramiz çok eskiden beri yok 
niye ölmedim diye bana bozuluyor 
ötekiler surda burda azar azar gördügüm 
çakidan bozma itler sustali birileri 
fakat çok fena dövdüler size ne söylüyorum 
bir vakit omuzlarim tutmadi dislerimi tükürdüm 

bosyerlerime vurdular yumruklari duruyor 
gecenin bir saatinde gizlice kustum 
bir böcek yürüyordu boynumdan içeri 
burnum mu kaniyordu agliyor muydum 
büyükdere'de dövdüler emirgân ve birileri 
ayiran eden çikmadi susadim su veren yok 
kavgali olmasaydik belki seni düsünürdüm 
çocuk sicakligina siginip uyumayi 
omzum bir vakit tutmadi dislemi tükürdüm 

fakat çok fena dövdüler size ne söylüyorum 
daha bere giyiyordum biyiklarim da duruyor 
hiç kimse o halimde görsün istemiyordum 
eczane aramak filan aklimdan geçmedi 
sicak bir seyler içmek otelde motelde 
kavgali olmasaydik belki seni düsünürdüm 
dagitilmis suratimi avuçlarina saklamayi 
aglamayi düsünürdüm kim bilir belki de 
bir vakit omzum tutmadi dislerimi tükürdüm 

beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm 
daha bere giyiyordum biyiklarim da duruyor 
büyükdere'de dövdüler emirgân ve birileri 
senin için dövdüler dislerimi tükürdüm

BES DAKIKA BEKLE GIT
Bes Dakika Bekle Git 
Sen istinyede bekle ben burdayim 
Içimde köpek gibi havlayan yalnizligim 
Çünkü ben buradayim karanliktayim 
Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git 

Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor 
Sarabim bütün eksi suyum soguk 
Yanaimda olmadin mi seni daha bir çok seviyorum 
Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git 

Yüzünü islatmadan aglayabilir misin 
Yari geceden sonra telefon ettin mi hiç 
Karanlik adamlar hüvviyetini sordu mu 
Ben senin olmadigini ariyorum 

Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git 
Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git 

Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa 
Hiçbiri benim degil 
Belki ölmek hakkimi kullaniyorum 

Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git 
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
ATTILA ILHAN 

BIR, ÜÇ VE BES
desen ki denizin tuzu
çig düsmüs kadife donlu patlicanlar
desen ki kendilerinden karga çiglilariyla kaçanlar
en fakiri en zengini çirkini ve orospusu
seni unutmus olsun
sen ki üsümüs gökte o yalniz bulutsun
kiskanmadigin cömert bir maviligin ortasinda o
bildigin yalnizligin ellerinden tutmussun
desen ki unutulmussun

denizler kizilca kiyamet akip geçiyor
zamana karsi geliyorsun
bir üç ve bes leylekler artik gitti
simdi seni artik karanlikta bir liman çekiyor
unutuldugun unutulmadigin bilinmedigin bir liman
bir üç ve bes derken sisede rom bitti
sen yasamaya basladigin zaman

üsümüs gökte o yalniz bulut
kendini hic yerinde hissetmiyeceksin
keyif senin
istersen talihini billur akintilarla bir tut
ellerini gögsüne kavustur
dogu bati kuzey güney diyerek
kostur
bir üç ve bes istersen rom kadehleri gibi
nasil ki unutulmussun
devril
ve bitir macerani.
 ATTILA ILHAN 
 

BIRAZ PARIS
1. place pigalle

telefonlarla geldi telasli ve ürkek
birdenbire geldi beklemiyordum
hayli dargin sesi kalin ve titrek
umutsuzluguma geldi oysa yorgundum
üstelik incittim de istemeyerek

aksamdi samanyolu patlamisti
bütün sacre coeur silme akordeon
mulhouse'lu muydu neydi iste unuttum
ilk yudumda aglamaya baslamisti
sakaklari ter içinde gece saat on
kibrit araniyor gögüs geçirerek
bütün sevgilerinde yanilmisti

bir omzuna almis sanki gökyüzünü
dudaklari masmavi alsace lorrain
yüzü cermenlerin en eski hüznü
hölderlin bakiyor sisli gözlerinden
ellerini söyle oksayacak oldum
duydum nabzinin gök gürültüsünü

adi yagmur mu aksamüstü mü
uzak bir panayirda ip atlayan çocuklar
dalgalar vurdukça sarsilan mendirek
gecesi kaydi mi nedense beni arar
dilinde özürler bilerek bilmeyerek
zenciler çaldi mi cazin hali baska
oturdugu yerde içtikçe eksilerek
barin camlarina orospular çiziliyor
özlem büyük korku epeyce saka

telefonlarla geldi telasli ve ürkek
birdenbire geldi beklemiyordum
hanidir içimden bir baskasi geçiyor
gözlerim hanidir ondan uzakta
hölderlin'i birakmistim artik sevmiyordum

BÖYLE BIR SEVMEK
ne kadinlar sevdim zaten yoktular
yagmur giyerlerdi sonbaharla bir
azicik oksasam sanki çocuktular
biraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadinlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemistir

hayir sanmayin ki beni unuttular
hala arasira mektuplari gelir
gerçek degildiler birer umuttular
eski bir sarkg belki bir siir
ne kadinlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemistir

yalnizliklarimda elimden tuttular
uzak fisiltilari içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular simdi kimbilir
ne kadinlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemistir.

BÜYÜK YOLLARIN HAYDUTU
Iste simsicak lejyoner bakallari içinde 
Margot'nun sigarillosuna ates tutuyor 
Tersine dönük gözkapaklari uykusuzluktan 
Kirli sari bir gök birikmis kadehinde 
Hiçbir kibriti bir seferde yakamiyor 

Asil bu ödlek flüt onu böyle yikan 
Uykusuzluktan çok bu ödlek flüt margot'nun 
Çiplak gözlerindeki rom lekesi dislerindeki 
Tebesir beyazi açlik paletindeki karanlik 
Rimelindeki is ve dudak rujundaki kan 
Je hais les dimanches sarkisi juliette greco'nun 

Iste dudaklarini konyaga vermis dinlendiriyor 
Tersine dönük gözkapaklari uykusuzluktan 
Bir yatak biliyor musunuz ah biliyor musunuz 

Gögsüne yesil mürekkeple margot'nun gözleri oyulmus 
Her gittigi yere bir tutam sigarillo dumani götürecek 
Margot'nun paketinden bir siyah götürecek kusuk siyah 
Kendine geceler boyamak için izmir'de istanbul'da 

Nasil yapiyor bilmiyorum bir türlü aklim almiyor 
Beyoglu'ndan st-placide'e çikiyor basmane'den passy'e 
Izmir'de 15945'ten soruyorsunuz gitti diyorlar 
Istanbul'da siyasi polis bile adresini bulmamis

CEBBAR OGLU MUHAMMET
kaman civarina bahar gelince yikilir ovadan apdal çadirlari
yücesinde pare pare duman tutmus
düdüldag'in yaylasinda mekan kurulur
hos gelmissin evvel bahar
nisan ayi içinde donanir daglar
donanir yesilinden alindan
istasyon deresi kabarmistir
hacidag'in selinden
daglar sira siradir eylim eylim
daglar uzanir bir uçtan bir uca
daglar bir birinden yüce
yamaçlarinda kireç yakilir
bir ömür boyunca kahri çekilir
kimse anlamamis sirrini hikmetini
bu bereket nereden gelir
basinizdan duman eksilmesin gavurdaglari
siz hikayet eylediniz bana
bahçe kazasinin kaman köyünden
cebbar oglu mehemmed'in hikayesini

yillarin yücesinden söyle bir seyran edelim
bir avuç topragima çöreklenmek için
yürümüs selamsiz sabahsiz
destursuz girmis memleketime
yedi çesit frenk askeri
ugursuz bir hava çökmüs
üstüne memleketimin
ugursuz ve karanlik
çocuklar gülmemis artik
sessiz sessiz aglamis analar
oduna giderken vurulmus
ve yahut harman yerinde
avuçlari bugday kokan delikanlilar

ve nice gavurdagi kizlarinin
birer birer irzina geçilmis
yalvarmis ihtiyarlar allah'a
- rivayet söyledir kim -
dumanli bir güz aksami
su mor daglar efendim
destur demis de yürümüs
silkinip kalkmis ayaga

gel haberi öteden verelim
çikmis daglara kendiliginden
cebbar oglu mehemmed
fransiz'a silah çekmis
hür yasamak ugruna
irz ugruna namus ugruna
ana için baba ve kardes için

su mübarek topraklar
su mübarek vatan için
derken efendim
bir gün kaman'dan öte
ugrun ugrun haber ulasmis
urfa'nin antep'in köylerine
gözü kanli maras beylerine

cebbar oglu mehemmed
burcu burcu çam kokan bir yaz aksami
omuz vermis bir agaç gölgesine
usul usul türkü söylüyor
- hasret kusun kanadinda
deli kuslar uçun gayri
yazimiz böyle yazilmis
bu diyardan göçün gayri -
kirveleri durdu ve süleyman
on sekiz adim gerisinde
sahin gibi tünemisler kayalarin üstüne
avuçlari sicak bakislari ok gibi
deliyor her dokundugu yeri
biri doguya bakiyor digeri batiya

iptida durdu görüyor geleni
yel midir toz mudur anlamiyor
lakin biyiklari terlemeden
çeteci olan garip ökkes
çok geçmeden getiriyor haberi
tabur tabur üstümüze variyor
düsman yola çikti savranli'dan

hemen mevzie sokuldu mehemmed
yanibasinda durdu ve gerisinde süleyman
çeteler yer tutup pusu kurdular
kanli geçit boyuna
düsman yanasirken kaman köyüne
bekletmeden yaylim atesi açildi
mermi kursun yagmur gibi saçildi
ilk seferinde on bes kisi vurdular
ve bir hayli düsman kirdilar
yamaçlarda koptu kizilca kiyamet
cesaretlerine söz yoktu ama
neyleyip nitsinler düsman daha çoktu
düstü birer birer bütün yigitler
gürültüler bogazda sustu nihayet

demek diz üstü düsmüs mehemmed
kirvesi durdu'nun yanibasina
kanlar akar yarasindan
al al olmus çevresinden

köpük köpük gözlerini doldurur
bir basina mehemmed yedi düsman öldürür
mavzerinin namlusu hala sicak
tutulmaz
ölümün derdi büyük yigenim
çare bulunmaz

ayni aksam dogurmus karisi döne
mavi gözlü bir çocuk sarisin
bir avuç toprak sarmislar altina
ve kemal koymuslar adini

CINAYET SAATI
haliç'te bir vapuru vurdular dört kisi
demirlemisti eli kolu bagliydi agliyordu
dört biçak çekip vurdular dört kisi
yemyesil bir ay gökte dagiliyordu

deli cafer ismail tayfur ve sasi
maktulün onbes yillik arkadasi
üçü kamarot öteki asçibasi
dört biçak çekip vurdular dört kisi

cinayeti kör bir kayikçi gördü
ben gördüm kulaklarim gördü
vapur kudurdu kuduz gibi bögürdü
hiç biriniz orada yoktunuz

demirlemisti eli kolu bagliydi agliyordu
on üç damla gözyasini saydim
allahina kitabina sövüp saydim
safak nabiz gibi atiyordu
sarhostum kasimpasa'daydim
hiç biriniz orada yoktunuz

haliç'te bir vapuru vurdular dört kisi
polis katilleri ariyordu
deli cafer ismail tayfur ve sasi
üzerime yüklediler bu isi
sarhostum kasimpasa'daydim
vapuru onlar vurdu ben vurmadim
cinayeti kör bir kayikçi gördü

ben vursam kendimi vuracaktim

CINNET ÇARSISI
haliç'te bir vapuru vurdular dört kisi
demirlemisti eli kolu bagliydi agliyordu
dört biçak çekip vurdular dört kisi
yemyesil bir ay gökte dagiliyordu

deli cafer ismail tayfur ve sasi
maktulün onbes yillik arkadasi
üçü kamarot öteki asçibasi
dört biçak çekip vurdular dört kisi

cinayeti kör bir kayikçi gördü
ben gördüm kulaklarim gördü
vapur kudurdu kuduz gibi bögürdü
hiç biriniz orada yoktunuz

demirlemisti eli kolu bagliydi agliyordu
on üç damla gözyasini saydim
allahina kitabina sövüp saydim
safak nabiz gibi atiyordu
sarhostum kasimpasa'daydim
hiç biriniz orada yoktunuz

haliç'te bir vapuru vurdular dört kisi
polis katilleri ariyordu
deli cafer ismail tayfur ve sasi
üzerime yüklediler bu isi
sarhostum kasimpasa'daydim
vapuru onlar vurdu ben vurmadim
cinayeti kör bir kayikçi gördü

ben vursam kendimi vuracaktim

CLAUDE DIYE BIR ÜLKE 
claude diye bir ülke siyah palmiyelerin 
degiserek her gece genç kizlarin öptügü 
yanlis erkekler gibi çizdigi raphael'in 
süpheli dudaklari ayva tüyü 

cladue diye bir ülke kuslarin ürküttügü 
tüylü sevismesi yagmurlu geyiklerin 
kirik masallarinin uzaktan göründügü 
lesbos adasindaki bitmemis siirlerin 

cladue diye bir ülke mermer prensesin 
agziyla emdigi yilanlarin sütünü 
o kadar korktugu ibranî peygamberin 
ay dogunca yasayan ay batinca ölü 

radyoaktif etkilerle saçlarin birden 
balmumu bir heykel basinda uzamasi 
röntgen yansimalari seramik gözlerinden 
ellerinin inatla gögsünü aramasi 
boslukta katilasan bir kadin kahkahasi 
akvaryum yesili flamand resimlerinden 
kaslarinin aynalarda incecik alinmasi 
her simsek çakista kendiliginden 
sebâ melikesinin odalik hareminden 
kuduslü bir kizin âzeri aglamasi 
servirû sultan'in yahudi dislerinden 
çiplak ten aydinligina isleyen sizi 

claude diye bir ülke neuilly'de damgalanmis 
fransiz pullarinin paris laciverdine 
kendinden baslayarak herkeste yanilmis 
rüyalar isleyince eksik erkekligine 

claude diye bir ülke hiç kimse ugramamis 
okyanus diplerinden yogun sessizligine 
dünya haritasindan oyulup çikarilmis 
uluyan bir köpek birakilmis yerine

ÇARIÇINDE GEÇEN KIS
Aksamlari göl eflatun bir keder
Sazliklarda piril piril
Buz tutmus bataklik kuslari
Agaçlardan
Çürük sari ve kizil
Son yapraklar dökülüyor
Rüzgarli sonbahardan
Nasilsa kurtulmuslari
Gümüs karanliginda anlasilmaz sesler
Havada mutsuz bir bulut
Umutsuz ve kararsiz süzülüyor
Neredeyse aksam yildizi
Yorgun kirmizi
Neredeyse ay
Neredeyse ay
(Hersey niçin bu kadar eski
Niçin bu kadar uzak)
Çariçin'de geçen kis
Tepeden tirnaga katran ve su buhari
Volga'nin uykusuna bir rüya gibi sarkmis
Atesten örümcek nehir vapurlari
Neredeyse aksam yildizi
Yorgun kirmizi
Neredeyse ay
Neredeyse ay
Çariçin'de geçen kis
Dalgin bir sarisin
Karanlik bir miralay
Birisi nijniy novgorod'dan henüz gelmis belki
Belki kazan'a öbürü yol açacak
(Hersey niçin bu kadar eski
Niçin bu kadar uzak)
Çariçin'de geçen kis
Seyrek sakallarinda yildizlar
Iskelede namaza durmus
Ihtiyar bir tatar
Altinda sokak lambasinin
Dalgin bir sarisin
Karanlik bir miralay
Kadinin astragan mantosu sirtinda
Uzun ve beyaz ellerini çaresiz kavusturmus
Kisa kirpiklerinde incecik buz tozu
Adam buz mavisi pelerin astragan kalpak
Içinde bir atmaca ayrilik korkusu
Yüregini parçalar
(Hersey niçin bu kadar eski
Niçin bu kadar uzak)
Çariçin'de geçen kis
Neredeyse aksam yildizi
Yorgun kirmizi
Neredeyse ay
Neredeyse ay
Kararmis bir çan gibi çinliyor
Donmus gölün üstünde aksam ayazi
Kararmis ve kocaman
Konakta zaman zaman
Koridorda ürkek ayak sesleri
Kapinin ardinda fisiltilar
Onun için herkes kaygilaniyor
Bugün de geçti svetlana radiçeva
Ardinda nemli bir is kokusu
Giderilmez pismanliklar
Eflatun bir keder
Birakarak
DELIK DESIK
kirpi gibisin çocuk
her tarafin diken
kim elini uzatsa
delik desik

üstelik sen de kan içindesin

DEPREM BEKCISI
Miknatisli bir anten gibi tek tek 
Gökyüzüne açilmis kirpiklerim
Dilimde yanik yildizlarin tadi
Ayakta ne uyku ne durak
Bütün bir gece deprem bekledim
Olmadik saatleri yokladim
Hiç biri yerinden kimildamadi
Deprem gecesini dörde katladim
Karanlikta sustum büyük bekledim
Ölüm biçak gibi parliyordu

DIYALEKTIK GAZEL
büyük bir sasaadir ölüm 
ebruli nurlarla gelir 
öyle bir yanardagdir ki öfkesi 
mutantan destur'larla gelir 

karsitiyla yüklüdür hersey 
mutlak çözümlerden vazgeç 
tartisilmaz mükemmellikler 
ne gizli kusurlarla gelir 

sen sen ol korkma karanliktan 
dik isik çekirdeklerini 
çünkü en berrak sular bile 
en yagli çamurlarla gelir 

nasil dogmakla baslarsa ölüm 
ölmekle baslar öyle hayat 
bil ki dünyayi sarsan siçramalar 
birikmis suurlarla gelir 

DUVAR
bu siir ikinci dünya savasi içinde kahredilen bütün dünya duvarlari için yazilmistir"


ben bir duvarim hiç günes görmedim
sen hiç günes görmemis bir baska duvar
yüzümüz benek benek tahta kurusundan
ve sinemiz bastan basa ak üstünde karalar
Ñkelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim
Ñsiyrilip çiktim artik ölüm korkusundan
Ñdilim dilim sirtimdaki yaralar
ben demirbasim sigir siniriyle dayak yedim
biz de duvariz dinleyen duyan düsünen duvarlar
bizim kucagimiz terkedilmis bir yatak gibi kirli soguk
ve bizim kucagimizda kasirgali insanlar

yüzündeki deniz parlakligiyla durur hatiramizda
o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
o zaman mayis'ti yagmurlar basimizda
bir cumartesi aksami girdi kapimizdan
gözlerinde kipkizil diken diken öfkesi
adeta birdenbire aydinlandi zindan
onu böyle görünce nasil da korkmustuk
sapindan firlamis bir balta gibi çehresi
ve omuzlarinda delikanli gölgesi

o zaman mayis'ti yagmurlar basimizda
o sirtüstü yataginda yatardi
simsicak gözleri simdi bile aklimdadir
bir sana bakardi bir bana bakardi
disarda tabiat mevsimin en çingirakli ayindadir
toprak ana bütün zincirlerinden çözülmüs
sabahlar aksamüstleri manolya gibi parlak
tarlalarin yüzü gülmüs
iste her aksam geçtigi denize çikan sokak
ah iste annesi annesi sevgilisi
iste biz dinleyen duyan düsünen duvarlar

iste o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
disarda tabiat mevsimin en çingirakli ayindadir
bizim kucagimiz terkedilmis bir yatak gibi kirli soguk
o birkaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü
çigliklarini degil kirbaç sesini duyduk
biz duvariz neyleyelim gözlerimiz aglamayi bilmez
onu bir gece sabaha karsi büsbütün götürdüler
kendi gitti ismi kaldi yadigâr bagrimizda
o zaman mayis'ti yagmurlar basimizda

ya biz idam duvariyiz karsimizda çok insan öldürdüler
onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldik
temelimiz kanla beslendi ama nedense uzamadik
öyle bakmayin bu yaralar serefli yara degil
getirirler vururlar biz öyle dururuz
yagmurlar gözyasi bulutlar mendil
elimizden ne geldi de yapmadik
ah öyle bakmayin utaniriz kahroluruz

onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldik
bir mayis sabahi toprak rezil gök rezil
yildizlar küfür gibi yüzümüze tükürür gibi
safak sancilariyla iki büklümdü ufuk
ve simsiyah çamur gibi bir manga ortasinda
siyaset meydanina geldi dev yumruklu çocuk
bulutlar egilip alninin terini sildiler
ve mermiler birdenbire ölümü getirdiler


o düstü biz yine ayakta kaldik
halbuki ne kadar ne kadar yorgunuz
öyle bakmayin bu yaralar serefli yara degil
ah öyle bakmayin utaniriz kahroluruz

DUYGULAR
Duygularim agir yarali 
Sanki kusun yemis kan kaybeden 
Duygularim 
Hayatini Kaybetmek üzere 
Ne duygularimi paylasacak biri var hayatimda 
Nede beni seven biri 
Yani unutulmus mazide kalmis biriyim....

ELDE VAR HÜZÜN
söylesir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüsürdük
pir pir yaldizlanirdi kanatlari kahkaha kuslarinin
ne meseller söylenirdi mercan koz nargileler
zamanlar degisti
ayrilik girdi araya
hicrana düstük bugün
ah nerde gençligimiz
sahilde savruluslari basibos dalgalarin
yeri gögü çinlatan tumturakli gazeller
elde var hüzün
o sehrayin fakat çikar mi akildan
çarkifeleklerin renk renk geceye dagilmasi
sirilsiklam asik incesaz
kadehlerin mehtaba kaldirilmasi
adeta dügün
hayat zamanda iz birakmaz
bir bosluga düsersin bir bosluktan
birikip yeniden siçramak için
elde var hüzün




KIRLI YÜZLÜ MELEKLER
sayende sayeban olduk istanbul sehri
sayende sebil olduk aç kaldik sefil olduk
yildizlar dem çekti güvercinler gibi basucumuzda
ve yakti perisan eyledi sine-i sâd-pâremizi
saplanip hançer misâli bir hilâl
sokaklar serseri biz serseri
yüksekkaldirim’da
bir cezayir sarkisini dile getirdi plâklar
cadde-i kebir: bütün isiklarini yakmis bir gemidir
sinemalar neredeyse bosalacaklar

vay anam vay
sen ne dersin istanbul
sen garip bir sair olsan söyle ne halt edersin
kimin gücü yeterse kahretsin parasizligi
sefalet akiyor gürül gürül sokaklardan
yol üstünde bir sehvet çarsisi tiklim tiklim
yol üstünde sevda pazarligi ask pazarligi
kurtulamadik gitti bu denlü kepaze hayattan
hep böyle gecelerin koynunda yasadik
geceler serseri biz serseri
karakoldaki aynada safran gibi kirli yüzümüz
gözlerimiz hasta gözleri ellerimiz hasta elleri
kirilmis kavala dönmüsüz

sen söyle serseriler krali istanbul
sen söyle iki gözüm
hangi merhem çâredir su bizim yaramiza
yel üfürdü su götürdü gençligimizi
elimiz bosa geldi meydanlarda kaldik
meydanlar serseri biz serseri
sagimiz sefalet solumuz ölüm
iste geldik gidiyoruz
kahrolasin
kahrolasin istanbul sehri


KORKARIM
ay soluk soluga
yildizlar akla ziyan bir irilikte
uzaydan yanmis kibrit kokulari
koklasam korkarim
koklamasam
gizli yilan isliklariyla özsuyu zaptediyor
henüz birer iskelet gibi çiplak
asagidan yukariya agaçlari
çiçekleri uyandi uyanacak
koparsam korkarim
koparmasam
öyle yogun bir elektrikle
çitirdar ki saçlari
kim degse tutasacak
dokunsam korkarim
dokunmasam
gözleri bir yangin baslangicidir
dudaklari kirmizi alarm
ugultusu sehre yayilir
sokak sokak
tutulsam korkarim
tutulmasam

KORKUNUN ISI
kederli bir agustostu 
mehtabi ölüm tehlikesi 
tellerde bir vinlama 
elektrigin titremesi 
adeta gümüs kaplama 
yagli beyaz bir taksi 
bebek'te unutulmustu 
cihangir'e son müsterisi 

gece böcekleri sustu 
kadin degil koyu sinema 
bir renkli film güzelligi 
içi hayli eskimis ama 
yosmaligi kusursuzdu 
cigara bir cigara daha 
besbelli eksiklendigi 
dolmabahçe'de kustu 

hem sarhos hem huzursuzdu 
hayati büyük bir yanilma 
pektas holding'in metresi 
yani sirilsiklam mutsuzdu 
kul köle olmustu adama 
gençken ne kadar korkusuzdu 
yaslandikça artiyor endisesi 

gecelerdir uykusuzdu 
bu da gelmisti basina 
herhalde baska bir kiz buldu 
etine dolgun genç irisi 
adam ondan sogumustu 
az kaldi kovulmasina 
kederli bir agustostu 
aci sular geliyor agzina 
gözlerinde korkunun isi

KORKUNUN KRALLIGI
geceleri bir islik 
penceremin altinda birileri 
beni çagiriyorlar 
(yoksa yaniliyor muyum) 
kosup bakiyorum kimseler yok 
sarayburnu'nda sis düdükleri 
mektuplarim kayboluyor posta kutusundan 
birileri çaliyor ama kim 
geçen aksam yagmuru degistirdiler 
yumusak baslamisti tatli ve ilik 
nasil olduysa kestiremedim 
az sonra sülfirik asitti gökten yagan 
(cam iplikleri halinde yagiyor 
degdigi yeri eriterek 
duman duman) 

biryerlere gidecek oluyorum 
ardimda birileri 
hayal meyal varla yok arasi 
cigaralarini avuçlarinda saklamis 
gözlerinde aynali günes gözlükleri 
(bilmem yaniliyor muyum) 
daha dün geceyarisi 
telefonda birileri 
fakat konusmuyorlar 
bir bubi tuzagi sessizligi hüküm sürüyor 
türlü olasiliklarla yüklü 
olaganüstü iri 
bir o kadar da tehditkar 
(bilmem yaniliyor muyum) 
beni dehsete düsürmek istiyorlar 

nasil oluyor anlamiyorum 
gece yayin bitmis televizyonu kapamisim 
ekranda ansizin birileri 
kapali demir bir kapi gibi suratlari 
gözleri ates saçiyorlar 
gözlerinde tarifsiz bir hisim 
biyiklari zifiri karanlik 
ele geçirebilirlerse beni öldürmek 
besbelli maksatlari 
(yaniliyor muyum neyim) 
yanlis bir miknatis firtinasi içindeyim 
sise yesili serare atlamalari 
surup kirmizisi çakintilar 
sagim solum her tarafim elektrik 
korkuyorum 
korktugumun bilincindeyim 
birileri 
salteri indirdi indirecek 
isim bitik

LADY FROM SMYRNA
gözlerindeki yagmur altinda bir gar tenhaligi
susmuslugu gemisiz kalmis ulu bir liman 
uykularini çigniyor yildizlarin kalabalikligi
yüzgarli deniz kapilarini açtigi zaman
kivilcimlar uçuyor isinmis saçlarindan

içindeki barut çizgisi kimsenin tutamadigi
sarhoslugun ayaklari kesik ikinci bir insan
güvertedeki kadin sarhoslarin anlamadigi
bütün yenik gözleriyle yalnizligina bakan
geceleyin ürkek bir gemi geçti mi uzaktan

dudaklarinda giderilmez bir korku bulasigi
acimis bir iç sikintisi dilinin ucunda kalan
bugün arsiz ölümün hayasiz sirnasikligi
yarin bir iyimserlik gayzer gibi fiskiran
yenilmisliginin mazutlu çamurundan

MAHUR BESTE
Senlik dagildi bir aci yel kaldi bahçede yalniz 
O mahur beste çalar Müjgan'la ben aglasiriz 
Gitti dostlar sölen bitti ne eski heyecan ne hiz 
Yalniz kederli yalnizligimizda sirali sirasiz 
O mahur beste çalar Müjgan'la ben aglasiriz 

Bir yangin ormanindan püskürmüs genç fidanlardi 
Günesten isik yontarlardi sert adamlardi 
Hoyratti gülüsleri aydinligi çalkalardi 
Gittiler aksam olmadan ortalik karardi 

Bitmez sazlarin özlemi daha sonra daha sonra 
Sonranin bilinmezligi bir boyut katar ki onlara 
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara 
Geceler uzar hazirlik sonbahara

MARIA MISSAKIAN
yüksekkaldirim'da bir aksam
maria missakian'i düsündüm
eger kendimi biraksam
yagmur olabilirdim yagardim

kasim'da bir çinar olurdum
yaprak yaprak dökülürdüm
kalbimi siki tutmasam

döküp saçip bosaltsam
içimde yükselen siiri
kaldirimlara döküp harcasam
gözleri balikçil gözleri
dudaklarinda tutup rüzgari
maria missakian adinda biri
gelse gögsüne kapansam

gece gölgesine sokulsam
gökyüzünde bulutlar büyüseler
yagmuru dinlesem anlatsam
simsekler kirilip dökülseler
bizi sokaklarda biraksalar
leylekler üsüyüp gitseler
dönüp arkalarina bakmadan

yine aksam oldu attilâ ilhan
üstelik yalnizsin sonbaharin yabancisi
belki paris'te maria missakian
avuçlarinda bir çarmih acisi
gizlice bir sefalet gecesi
çocugunu bogarmis gibi bogup paris'i
sana kaçmayi tasarlar her aksam

MEMLEKET HAVASI
Bu bizim gökler gibisi hiç bir dagda çatilmamistir 
Yildizlarimizin titremesi yüregine deprem indirir 
Hiç bir yerde bu denize bu aci tuz katilmamistir 
Topraktan sagdigimiz pekmez günesin basini döndürür

MEVSIMIDIR
mevsimidir 
müphem bir meltem yoklar dal uçlarini 
gizlice ürperir yaseminler 
körfezde deniz dalgin 
bilinmez hangi asktan arta kalmis 
vahim bir yalnizligi dinler 

mevsimidir 
artike erken kararir sular 
her biri bir bulut ardina sinmis yildizlarin 
korular terk edilmis 
agaçlar duman duman 
yalilar tenha 
kanlica ilk yagmurla serinler 

mevsimidir 
nedense ölmeye heveslenir insan 
uzaya 
bir avuç yildiz tozu gibi savrulmaya 
rayindan çikmistir yasamak 
bir eskimislik duygusu nereye baksan 
gücü yetmez kimsenin kimseyi kurtarmaya 
çünkü ne güzeller 
zehir zemberek güzeldir artik 
ne zehir zemberek çirkindir 
yeni çirkinler

MIKAHA
Tanrinin sokaklarda yalniz dolastigi zaman 
Adina kör karanlik diyorlar 
Günes de üç-buçuk aylik piçini düsürecek bulvarlara 

Hincimdam Makon'da bir Çinli’ye gözlerimle sövecegim 
Saygon'da bir otel odasinda bulacagim seni 
Ellerini Portekiz'de unutmus olacaksin 
Gümrüksüz gireceksin düslerime çirilçiplak 
Beyrut’ta uçagi kaçiracagim Mikaha 
Sana dönmek mi bir daha 
Tövbeler olsun... 

Özledigin bu muydu yoksa 
Tutkulu bir kelepçe vurdular yüreklerimize 
Adina ask diyorsun 
Oysa baliklar Singapur'dan getirmemislerdi 
Agizlarinda bu tutkuyu 
Roma'da kendini satan bir kadin görüp 
Kadinligindan utanmistin 
Melekliginden utanan seytanlar gibiydin 
Sen de yüregini ellere sattin Mikaha! 
Sana dönmek mi bir daha 
Tövbeler olsun... 

Bak yine inanasim yok iste 
Sensiz geçmezdi bu mevsimler 
Bulvarlara kar yagmazdi 
Gecenin kör karanliginda 
Tanri bizim için aglamazdi 
Sevmeyi sevilerek ögrenmistik 
Tanri'ya da biz ögretmistik üstelik 

Belli ki sevmeleri de birakamiyorum artik 
Tanrinin da gözyaslari tükendi artik Mikaha! 
Sana dönmek mi bir daha 
Tövbeler olsun... 

Kolay diyorsun 
Gel bir de sen yasa sensizligimi 
Yalan söylüyor Kuveyt'li petrol krali 
Bes gece içmez sana yüzük alirdim 
Gözlerini Pire'li tayfalara çaldirdin 
Belki Hong Kong'da bir sise pirinç rakisina satarlar 
Belki de ucuzundan ölmeyi göze alirsin 
Ama sen; ölmüyorsan-ölemiyorsan-ölemeyeceksen 
Paris benim kentim degil ki 
Bu serseri izler senin izlerin Mikaha! 
Sana dönmek mi bir daha 
Tövbeler olsun... 

Bak bu mezari benim için kazdilar 
Bu çiçekleri disi eller getirdi 
Sözüm var 
Ölürsem erkekçe ölecegim 
Ama sensiz ölmeyi beceremem Mikaha! 
Sana dönmek mi bir daha 
Tövbeler olsun...

MUHALIF RÜZGAR
bugün pazartesi 
senin galiba bes dersin olacak 
yine salondaki aynada taradin saçlarini 
istemedigin bir seyi yapmis olmanin öfkesi 
yine karartmis alnini 
fakat acele etmek lazim 
geç kalirsan tramvay kaçacak 
ve bir yasak levhasi gibi asacak suratini 
o suratsiz müdire hanim 

bugün pazartesi 
dün pazardi 
belki evde kalip balerin resimleri yaptin 
kulaginda uzak bir piyano sesi 
belki neseliydin 
belki düsüncen vardi 
belki de yagmur gibi inerken hatiralar 
herhangi bir köse basinda 
bana rastladin 

ben senin hayatina muhalif bir rüzgar gibi girdim

MUHAYYER
önemli gizli boyutlariyla yeryüzündeki yasantimiz
ne kadar azdir yasadigimizdan yasadigimizi sandigimiz
söylediklerimizle degil söylemediklerimizle variz
o gün ki ölümün perdesine yapayalniz yansiriz
ne kadar azdir yasadigimizdan yasadigimizi sandigimiz

bir incesaz ki süreklidir yaprak döken korularda
çilginliklari olusturur en çaprasik duygularda
büyük çikmaz akla gelip de sorulmayan sorularda
bazi insan içten içe düsünür hesaplar da
ne kadar azdir yasadigimizdan yasadigimizi sandigimiz

üfledigi sustugumuz tutkularin düslerimizi çokçadir
çocukluktan çiktigimizi sanmak aslinda çocukçadir
gerçi gençlik bir uçta yaslilik bir uçtadir
birlestikleri gerçek o müthis sonuçtadir
ne kadar azdir yasadigimizdan yasadigimizi sandigimiz

MUSTAFA KEMAL
dag basini efkâr almis
gümüs dere durmaz aglar
gözyasindan kana kesmis gözlerim
ben aglarim çayir aglar çimen aglar
aglar aglar cihan aglar
mizikalar iniler irlam irlam dövülür
altmis üç ilimiz altmis üç yetim
yillar gelir geçer kuslar gelir geçer
her geçen seni bizden parça parça götürür
mustafa'm mustafa kemal'im

diz dövdüm savki akti sakarya'nin suyuna
sakarya'nin sulari nâmin söylesir
hemsehrim sakarya öksüz sakarya
ankara'dan uçan kuslar
kemal'im der günler günü çagrisir
kahrolur bulutlara karisir
gök bulut yasmak bulut
uca daglar dev boyunlu morca daglar
divan durmus beklesir
mustafa'm mustafa kemal'im

nasil böyle varip geldin hosgeldin
çingi kaymis yalazlanmis gözlerin
sol yüzünde günes südü sicaklik
ellerinden öperim mustafa kemal
senin dalin yapragin biz senin fidanlarin
biz bunlari yapmadik
sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal
elsiz ayaksiz bir yesil yilan
yaptiklarini yikiyorlar mustafa kemal
hani bir vakitler kubilay'i kestiler
çün buyurdun kesenleri astilar
sen uyudun asilanlar dirildi
mustafa'm mustafa kemal'im

MÜJGANA ASK SARKILARI
1 

dinlerdim telâsli kanûnlardan sarisin türkçeyi 
nasil da sevdim ne istir bilmeden sevmeyi 
ürkek bir çilenti usulca yoklardi bahçeyi 
nerde tâvus kuslari nerde müjgân'in gençligi 
nasil da sevdim ne istir bilmeden sevmeyi 

oksamak kumralligini içimden uysal lambalarin 
beyhude isliklarini yakinlasan sonbaharin 
aksam tenhaliginda birlikte duygulanmalarin 
sakli mutluluguyla dalgindan çok daha fazla dalgin 
nasil da sevdim ne istir bilmeden sevmeyi 

bir parça son yalnizliga öncekiler hazirliktir 
insan birakmaz sevdigini sevmek insani birakir 
kalirsa gözlerinin elinde yaldizi belki kalir 
ney üsür kanûn pirildar udlar oldukça karanliktir 
nasil da sevdim ne istir bilmeden sevmeyi 


2 

o aksam da lambamizi söndürmüstük nedîm ile 
nedîm'den bile kiskandigim sevdigim ile 
son sarkilar dagilmisti mevsim ile 
yalniz çamlica'da bir ud yankilanirdi 

dünyayi tumturakli bir yalan sayanlar 
yalanin dehsetini yaslandikça anlar 
nâzim'in pirâye'yi sevdigi zamanlar 
ölse ölümünden ne suçlar çikarilirdi 

bogucu bir sessizlikte atesten goncalardir 
o demirden siirler ki sanki tabancalardir 
umutsuz hangi gününde el atsan atese hazir 
nâzim onlari yazarken duvarlar çatirdardi 

gördün sessizce bulustugunu nâzim'la nedîm'in 
lâcivert issizliginda yildizli bir serviligin 
birinin elinde vâridât'i simavnali bedreddin'in 
birinin agzinda gül elinde mey kâsesi vardi 

3 

istanbul puslu karaltiyla müstef'ilün bir gemi 
duyulur padisah saltanatiyla bulutlara demirledigi 
soguk aksamlar çalar saatlar kadife konakta 
ben uyansam da ayisigindan müjgân uyumakta 

o soyut kuslar su aydinliginda atlas yorganlarin 
yüz yillik hüznüyle yüklü osmanli zindanlarinin 
pul pul dagilirlar tasali bol yansimali boslukta 
ben uyansam da ayisigindan müjgân uyumakta 

gece hattât yesârî'nin süzüldükçe vav kayiklari 
islenir yeni bastan bütün sevmek yanlisliklari 
bilmem tamamlanir miydik bir baska yasamakta 
ben uyansam da ayisigindan müjgân uyumakta 

o sarki söylese çalgilarin korkup biraktiklarindan 
büyülü tamburlarin kendi baslarina çaldiklarindan 
ulasir hâfiz post'a sesi yankilarla sonsuzlukta 
ben uyansam da ayisigindan müjgân uyumakta 

4 

aksam kiliçlar düsürdügü ayin isigindan bogaz'da 
müjgân midir bir uzak gülümsemek midir sazda 
ferahnâk'ta iyimser kötümser çarçabuk hicâz'da 
müjgân midir sevilmek yanlis anlasilmak mi biraz da 

üretir sessizligi erguvanlar düsler sevdayi tamamlar 
sulari yansitir camlar civali bir beyazda 
müjgân midir yoksa sabahlamak mi hâfiz'la sirâz'da 
divanlardan gül çigliklari horasanli papaganlar 
sehzâde çilginliklari o unutulmaz yazda 

müjgân midir sevilmek yanlis anlasilmak mi biraz da

NASIL BIR SEVDAYSA
ay çok mu gecikti neredeyse çikar 
sen yanlizligima varir varmaz 
az sonra yagmuru durduracaklar 
rüzgari degistirdim 
ustura agzi poyraz 

yok canim yildizlari unutmadik 
mutlaka yerlerinde bulunacaklar 
kenari yaldizli mavi bir karanlik 
sütlü çiplakligini örtecek kadar 

senin için oldugu asla bilinmeyecek 
yapraklarini birden dökecek dutlar 
safak sökerken sekiz on kadar simsek 
balkonda islemeli müstesna bulutlar 

ayak bastigin an sehir de degisebilir 
yoksa Moskova mi 
belki berlin belki dakar 
belki 30'lardan mehtap yorgunu izmir 
körfez'de serefine donatilmis vapurlar 

nerede ne zaman kaç kere yasadik 
nasil bir sevdaysa eskitememis yillar 
bitirdigimiz herseye yeniden basladik 
dudaklarimizda birbirimizden misralar

NASIL OLDUYSA
nasil olduysa birden adimi unuttum 
adini unuttugum o sicak sehirde 
yildiz alacasi yüzen bir zakkum 
yanimda o hayal kiz ikide birde 
yolumu gözlerine bakip buldugum 

sahi ben ne hirçin bir çocuktum 
ele avuca sigmaz akli fikri siirde 
misra misra basimi belaya soktum 
Izmir cezaevi dokuzyüz kirk bir'de 
kasla göz arasi liseden kovuldum 

inanmakta geç sevmekte çabuktum 
bazen yasadiklarim aklima gelir de 
kaç kere umutsuzlugun yolunu tuttum 
istenmeyen adam hemen her devirde 
hemen her devirde atesten bir buluttum 

binlerce umuttan belki bir umuttum

NASIL BIR SEVGIYSE
Ay çok mu gecikti nerdeyse çikar
Sen yalnizligima varir varmaz
Az sonra yagmuru durduracaklar
Rüzgari degistirdim
Ustura agzi poyraz
Yok canim yildizlari unutmadik
Mutlaka yerlerinde bulunacaklar
Kenari yaldizli mavi bir karanlik
Sütlü çiplakligini örtecek kadar
Senin için oldugu asla bilinmeyecek
Yapraklarini birden dökecek dutlar
Safak sökerken sekiz on kadar simsek
Balkonda islemeli müstesna bulutlar
Ayak bastigin an sehir de degisebilir
Yoksa Moskova'mi
Belki Berlin belki Dakar
Belki 30'lardan mehtap yorgunlugu Izmir
Körfez'de serefine donatilmis vapurlar
Nerede ne zaman kaç kere yasadik
Nasil bir sevdaysa eskitememis yillar
Bitirdigimiz herseye yeniden basladik
Dudaklarimizda birbirimizden misralar

NEDEN KIZKARDESLERIM
Neden kizkardeslerim 
Niçin saklaniyorsunuz 
Niçin peçelerin pestemallarin arkasina gizleniyorsunuz 
Nur yüzünüzü 
Sik ve sihhatli siyah saçlarinizi cömert agzinizi 
Neden kizkardeslerim 
Hep böyle bir seyden korkmus gibi huzursuz 
Hep böyle bir seye kizmis gibi öfkeli 
Aci ve alaca gözleriniz daima gölgeli 
Niçin kizkardeslerim 
Kim geçerse geçsin yaninizdan 
Isigi kendinize haram ediyorsunuz 
Bir vücut noksanini saklar gibisiniz 
Utaniyorum utancinizdan 
Neden kizkardeslerim 
Niçin saklaniyorsunuz 
Görmek istemez miyim hünerli ellerinizi 
Yastik örtülerine çitlembik gözlü kuslar isleyen 
Çay takimlarina mor menekseler 
Hercai menekseler dizi dizi 
Kizkardeslerim 
Görmek istemez miyim ellerinizi 
Bugday sularina batmis ölesiye irgat 
Hizli ve çabuk teknede hamur yogururken 
Çamasir günleri bambaska hamarat 
Bir erkek eli kadar yigit ve kararli 
Dag kuslarinin pençesi gibi çevik 
Yirtici üstelik çocuk dogururken 
Hem gözlerinizi de görmek isterim 
Ne zarari var 
Bütün kirpikleriyle üzerime açilsinlar 
Hem tüyleri yaldizli boyunlarinizi 
Herhangi bir sokagi ilkbahar gibi senlendiren 
Tepeden tirnaga çiçekli giyinlerinizi 
Alninizdaki mavi damarciklari da görmek isterim 
Her seyinizi

NEFESLER - 4
su dinlerim gök anlarim
alevi tenime sigmaz
teni canla bütünlerim
büyür bedenime sigmaz

demiri tavinda dövmeli
emekten ürünü saglamali
yarini bugünden giymeli
yariyolda durmak olmaz
degistir ki degisesin
karsitinla çelisesin
bilesim yollar ugragi
gelisim sinir tanimaz

NEYDI O BIR ZAMANLAR
istanbul ve sen / neydi o bir zamanlar 
sanki gençligime dogru yaslaniyordum 
çengelköy'de yaz unutulmaz erguvanlar 
hangi yanima dönsem seni bulurdum 
içimdeki lambanin kirildigi anlar 

istanbul ve sen / sirilsiklam yasananlar 
yanardöner bir ayna yeniden ruhum 
çengelköy'de yaz unutulmaz erguvanlar 
gözlerinin sisinde sevdali bir yolcuyum 
hayal meyal gemiler dumanli ilkbahar 

istanbul ve sen / ikinizden kalanlar 
tekrar tekrar israrla yasayip durdugum 
çengelköy'de yaz unutulmaz erguvanlar 
rüya midir gerçek mi kendi kendime sordugum 
istanbul ve sen / neydi o bir zamanlar 

NÖBET DEGISIMI
istedigim yagmur hazir mi bakalim
yerlerine konuldu mu soguk katiller
karanligi ya gevsek dokudularsa
öldürülecegimden emin olmaliyim

simsekler gecikti herhalde unutulmus
aci yesil keseceklerdi birden yolumu
hani viraj isliklariyla hain otomobiller
sari sari göz kirpan trafik isigi

yeryüzünde çok fazla bir yalnizligim
baska yalnizliklara hak tanimayan
biliyorum kurallari bozdugumu
yerimi uysal birine birakmaliyim

O SÖZLER KI
o sözler ki acidir
mapusane avlularinda
demirli kirbaçlar gibi saklar
o sözler ki sirasinda
çiçek açmis bir nar agacidir
dag ufkuna vuran deniz aydinligi
sirasinda gizemli biçaklar

o sözler ki
imgelem sonsuzlugunun
atesten gülüdürler
kelebek çarpintilariyla dogarlar ölürler
o sözler ki kalbimizin üstünde
dolu bir tabanca gibi
ölüp ölesiye tasiriz
o sözler ki bir kere çikmistir agzimizdan
ugrunda asiliriz

ON SEKIZ
alninda satir gibi indirmis kaslarini 
agzi yüzü kan revan içindedir 
içinde birseye baktigi belli 
kimbilir nedir 
belki tortulu kalin bir nehir 
belki bir sehir / bir nehir gibi ugultulu 
elektrik bilemis kaldirim taslarini 
belki hiç olmayan sevgilisidir 
o filmden çaldigi genç kiz hayali 
saçlari yalnizligina dagilmis 
belli belirsiz tutukluluk hali 
tenhalara kaçirir bakislarini 

iki gecedir yerinden kipirdamadi 
çenesi kilitki dudaklari sis 
karanlikta gizlice sakal büyütüyor 
içindeki baska bir kata inmis 
belki arka bahçeye uzak çocuklugundan 
morsalkim kokulari bögürtlen tadi 
yukarda hasari uçurtmalar 
annesi içerde çamasir ütülüyor 
aksama yatili misafirleri var 
erzurum'dan 
kosma oglum bu nasil çember çeviris 
az önce düstü de burnu kanadi 
belki biyiklarinda yaladigi kan 

birini çagiriyorlar onu olabilir mi 
adini hatirlasa bilmece çözülecek 
adini hatirlamiyor kaç yasinda oldugunu 
hatirladigi içindeki bir gemi 
yillardan ilkokul belki 23 nisan 
heybeli'ye geziye gidilecek 
yol boyunca araliksiz kus yagmuru 
gemiyle yarisan yunuslar 
maviligin gözlerine sigmayan sonsuzlugu 
o ilk hürriyet sarhoslugu 

korkudan ihtiyarlayabilir mi 
yirmi yasinda insane

ÖKÜZ
yasamakli musanin yasmakli öküzü ho! 
aya karsi ay gibi gövermis boynuzu ho! 
gözüne yildiz düsmüs tependeki bes yildiz 
bir su içer bilin mi 
hele yarabbi sükür 
aska gelir bilin mi 
bulam bulam bögürür 
salyasi iplik iplik, boynuzlari mihladiz 
yasamakli musanin yasmakli öküzü ho! 
gidinin imansizi yabanin domuzu ho! 
ha öküz, goca öküz, rusena öküz... 

kuyruklu dag dedin mi musanin hinzir öküzü 
karanlikta piril piril burnunun teli yaldizi 
güdes dökülenece sabahin körü safaktan 
sol mübarek bilin mi 
boynunda boyunduruk 
övendire bilin mi 
ahh derik gocunuruk 
ter dökmesi bizden, bereketi topraktan 
garibin garip öküzü 
musanin mustar öküzü 
kasinda çifte lamelif, gözünde kudretten yazi 
ha öküz, goca öküz, ebeda öküz...

ÖLMEK YASAK
daha önce biçaktan hiç su içmedim 
hiç kisilmadi kerpetene biyiklarim 
gururlu bir gemiyim oldum bittim 
sabah olur yelkenlerimi saklarim 
özgürlük dedigim yerde demirledim 

üstüme varma bulutlari tutamam 
böyle paldir küldür gideceklerdir 
gelmezsen farketmez kimseyi aramam 
asil sevdiklerim en içimdekilerdir 
onlarla yasarim eger yasarsam 

olurmu gecemi yesile çalmak 
yildiz çivilemek parmakuçlarima 
ölüm kadar çabuksa eger yasamak 
hiç dogmamayi isterdim ama 
bir kere dogmusum ölmek yasak

ÖLMEK ZAMANI
dagilirdi saçlariniz yaz aksami 
batan günese karsi / kumral 
susardiniz ne de çok susardiniz 
anlasilmasi güç susmanizin anlami 
sanki bir bulmaca uzun bir sarmal 
uzadikça sersem eder adami 
o zaman sevmek degil ölmek zamani 

(uzak bir kiz sisli mavi susarsa 
acilarla yüklüdür suskunlugu 
akil almaz tehlikeler içerir 
hele hayatinda bir sürgün varsa 
kelepçe kuslarinin buz gibi uçustugu 
o siyah tren ugultularla gelir 
bütün üçüncü mevki cigara dumani) 

bana susar bir hayalle konusurdunuz 
hani fakülteden çikarken vurmuslardi 
kollarinizda ölen tibbiyeli çocuk 
birbirinize nasil da uymustunuz 
sevginizde yüceltici birseyler vardi 
korku bulasigi garip bir mutluluk 
bir filmi hatirlatan belki bir romani 

(uzak mavi kiz dalgasiz bir su 
ah onun yalnizligi benim yalnizligim 
içimizde gemiler ansizin yol kesiyor 
ansizin beni de vururlar mi korkusu 
izlendigini sanmak her gece adim adim 
sehrin karanliginda devriyeler geziyor 
telsizde cizirtilar / cinayet alarmi) 

eflatun ve issiz agziniz bir muamma 
susardiniz arkasinda susmuslugunuzun 
tekrar tekrar sizi durusmaya çagirirlar 
geç vakte kalir sorgular bitmez ama 
hapislik nedir ki / unutulmak asil sorun 
seyreldikçe seyrelir istanbul'dan mektuplar 
ne arayani kalir gittikçe ne sorani 

(baksa da beni görmüyor sanki yokum 
duymadigi açik anlattiklarimi 
sessizligi kalabalik giremiyorum 
ölüler kusatilmis sagimi solumu 
geçmiste yasiyor biliyorum 
bir anlatabilsem onsuz olamadigimi 
o zaman sevmek degil ölmek zamani)

ÖMER HAYBO'NUN SON GÜNLERI
Bir biçak isirmasin ömer haybo 
disleri çitir çitir çelik 
yanilip beyoglu'na çikmasin 
topraklüle sokagini tutmasin 
bütün saraplarölü kirmizi 
bütün kadinlar çabuk 
hiçbiri durdugu yerde durmuyor 
ömerhaybo'nun gözü hiçbirini tutmuyor 
haydut ömer haybo 

her gün onsekiz sularinda aci siyah beyaz 
ondokuz ellibir de bir alman gemisini limandan çikariyor 

yirmibir buçukta alkazar sinemasi'nda kötü seyirci 
yarindan sonra bekledigim ömer haybo 
gelmeyecek ömer haybo 
lionel hapton'a tutulmus cazdan anlamaz 
polis romanlari yaziyor acaba neden yaziyor 
parmak uçlarinda bronz kuruslarin madeni kirliligi 
birkaç kere öldü ömer haybo 
korsan ömer haybo 

hangi sehirde olsa sabhlari yabanci 
bogulmus geceler mahallesini bir türlü bulamiyor 
hangi otobüse binmesi lazim bilemiyor yaniliyor 
herkesin gittigi yer onun gitmeyecegi 
terazi burcunun kötümser çocugu 
namuslu biyiklari kirli siyah 
ah ömer haybo

PIA
ne olur kim oldugunu bilsem pia'nin 
ellerini bir tutsam ölsem 
böyle uzak uzak seslenmese 
ben bir sehre geldigim vakit 
o baska bir sehre gitmese 
otelleri bombos bulmasam 
içlenip buzlu bir kadeh gibi 
bugulanip bugulanip durmasam 
ne olur sabaha karsi rihtimda 
çocuklar pia'yi görseler 
bana haber salsalar bilsem 
içimi büsbütün yildiz basar 
bir hançer gibi çikip giderdim 

ben bir sehre geldigim vakit 
o baska bir sehre gitmese 
singapur yolunda demeseler 
bana bunu yapmasalar yorgunum 
üstelik parasizim pasaportsuzum 
ne olur sabaha karsi rihtimda 
seslendigini duysam pia'nin 
sirtinda yoksul bir yagmurluk 
çocuk gözleri büyük büyük 
üsümüs ürpermis soluk 
ellerini tutabilsem pia'nin 
ölsem eksiksiz ölürdüm.

PORNO
boybos tamam agzi bütün dis 
tevahür bir kadin bol memeli 
hayli genç kiz dudagi çignemis 
çok erkek agzina girmis dili 
yüksekkaldirim'da fahiseymis 
sasi mustafa'nin yalancisiyim 

hüneri dört kisiyle sevismekmis 
ikisi kadin olacak ince belli 
yok canim yoksulluktan düsmemis 
yaradilisi kahpe ruhu isveli 
galiba hiç kimse basedememis 
sasi mustafa'nin yalancisiyim 

gözlüklü bir velet aklini çelmis 
siir meraklisi biraz fakülteli 
artik sabah aksam yolunu gözlemis 
mübarek kadin degil gözyasi seli 
gelince sanki oglunu severmis 
sasi mustafa'nin yalancisiyim 

anlayamadim gitti bu nasil is 
bre bunlardan hangisi deli 
hangisi hangisinin kanina girmis 
kim kimin neresine kilitli 
bu filmi kim yazmis kim çevirmis 
sasi mustafa'nin yalancisiyim

PUSUDAKI
Gece bir anda yildiz
bahçe bir anda çiçek
uzaktan denizin kokusu
karanlikta kimildayan böcek

içimi bir anda
aydinlatir mimozalar
bir anda yasamak yeniden güzel
yepyeni bir ask
pusuda hazir

RAST 'ZENCI' PESREVI
4. Sunturlu Bir Karanlik

dudaklari ates aldi narçiçegi
sonra tirnaklari dikenli alev
yer gök yangin sicagi sarisin
gümüs bir çil lira parlakligi
sehveti kristal gibi tinliyor

sunturlu bir karanlik edinmeli
taskömürü siyahliginda bir gece
niye zenci bir herif olmasin
biyiklari masmavi miknatislanmis
duman fiskiriyor erkekliginden

o kadar acikmistir ki aydinligi
doyurmaya bir gece yetmeyecek
birkaç zenciyi kolayca içerebilir
gözeneklerinden sizmali karanlik
bütün deliklerinden içine dolmali

'Ayip resimler' bölümünden...

-5.
epeyce yasli
hantalca biraz
kapilardan sigmaz
erkek güzeli kadin
omuzlari genistir bilekleri kalin
gülmesi isirmayi andiriyor
ensesi tirasli
kül rengi saçlarini 'erkek' kestirmistir
sik sik
arkaya tariyor

balkonda raki sofrasi her aksam
eski hovardalar gibi 'ahkâmla içer
'felekten kâm aliyor'
radyoda hüzzam fasli
çamlica'da mehtap
tamam
arasira çok fena daliyor
cigara paketinin arkasina hesap
aybasinda emlak vergisi
hisar'daki arsaya ne verirler
bekir'e yas günü hediyesi
bakkala hesap
beser biner

kivircik
gece mavisi kirpikler
bunlar göz müdür göl yansimasi mi
kadin güzeli erkek
gizli aynalarda kaslarini aliyor
her defasinda incelterek
bulutlarda kaçici bir isik midir
süpheli bir erkeklige karismasi mi
tehlikeli bir kadinligin
zehirli bir sarmasik midir
yapraklari nemli
salyasi yapiskan
bir türlü tutamadigin

erkek güzeli kadin
kadin güzeli erkek
dibinde fosforlu bir karanligin
sabahlara kadar boguluyorlar
nefes nefese seviserek

RINNA-RINNAN-NAY
melengecin dalinda çifte sigircik diley çifte sigircik
cigerime ates degdi öley diley öley gencecik
zehir pamuk irgatligi gavur gündelikçilik

rinna-rinnan-nay
yüregim bölündü lay
damarlarim delindi
kan gider kan gider

melengecin dalinda çifte saksagan diley çifte saksagan
boynumda dönüp batir öley diley sol kahbe devran
aglarim bir yandan kan kusarim bir yandan

rinna-rinnan-nay
ellerim kirildi lay
gözüm seli duruldu
kum gider kum gider

melengecin dalinda çifte güvercin diley çifte güvercin
egnimde göynek yok öley diley ayagim yalin
ölürsem kahrimdan öldügüm bilin

rinna-rinnan-nay
yollarim kapandi lay
bulutlar parçalandi
gün gider gün gider

melengecin dalinda çifte ispinoz diley çifte ispinoz
aziktan yetimim öley diley katiktan öksüz
dirliksiz düzensiz hanidir hürriyetsiz

rinna-rinnan-nay
künyemiz yazildi lay
kervanimiz dizildi
can gider can gider

RÜZGAR GÜLÜ
Önümden çekilirsen Istanbul görünecek
Nerede oldugumu bilecegim
Sisler utanacak egilecek
Agzinin ucundan öpecegim
Saçina kalbimi takacagim
Avcunda bir siir büyüyecek
Nerede oldugumu bilecegim
Bu çiplak geceler yok mu
Bu plak böyle aglamiyor mu
Camlari kirmak isten degil
Delirecek miyim neyim
Kirpiklerimden misra dökülüyor
Kenya'da simsiyah yalnizim
Yoksul bir silepte gemiciyim
Malezya'da yük bekliyorum
Önümden çekilirsen Istanbul görünecek
Nerede oldugumu bilecegim

Gözlerini söndürme muhtacim
Ben senin aydinligina muhtacim
Yepyeni bir ilkbahar harcayip
Bir yaz bogup bir sonbahar harcayip
Rüzgar gülünü arayacagim
Oran'da Pernanbouc'ta Tombuktu'da
Vinçler yine aksamlari indirecekler
Yine karanliga bulasacagim
Gözlerin rüzgarda savrulacak

Ikimiz iki sap bugday olsak
Sen benim olsan, ben senin olsam
Bir gece vakti aklina gelsem
Uykunu tutsam birakmasam
Seni kucaklasam, kucaklasam
Birbirimizin kalbini dinlesek
Dünyanin kalbini dinlesek
Büyük atesler yaksalar
Iki güvercin uçursalar
Nerede oldugumuzu bilsek

SAÇLARIN ÖRÜLMÜS OLMALI
Seni birden hatirlarim aksamlar içinde
fevkalade tatli bir sesin söyledigi
söyle kolay dokunakli aydinlik ve temiz
gittikçe yakinlasan bir melodi gibi
kalbim artik ürperen bir mandoline benzer
ne güzel seydir seni hatirlamak

saçlarin örülmüs örülmüs olsun
ve beyaz ellerin geceye karsi çiplak
porselen tabakta yikanmis kayisilar
yere düsmüs bir kitap bir siir kitabi
içinde hürriyetten bahseden misralar

insan bir düsünse ne çok sey bulabilir
hatirlamak gülmek ve aglamak için
arzularimiz nereye sürüklüyor bizi
neredeydik hangi rüzgara karistik
ve simdi ne tür manzaralar çekiyor
karanlik içinde açilmis gözlerimizi

saçlarin mutlaka örülmüs olmali
mektepli bir kiza benzemelisin
aklinda kimbilir kimden bir misra
gözlerin nur gibi parlasin saadetten

SAHANE SERSERI
yolumdan çekil yavrum
baglasalar duramam
demir asa demir çarik dedim
neyleyim!
yolculuk dedim
agaçlara tünedi yine aksam kargalarla bir
rüzgar kendini yerden yere vuruyor
kirik dökük yildizlar belirli uzaktan
telsiz mevceleri ardim sira kosturuyor
anamdan yolcu dogmusum
yedi dagin yollari kalbimden geçer
salkim salkim misralar gelir içimden
dudaklarimda yagmur damlalari
alir beni yollar beni alir gider

anamdam yolcu dogmusum
nehirlerle birlikte denizlere kavustum
aksam dedim
su koca dünya dedim
aglasam dedim
yola bir düsüldü mü ömür boyunca gidilir
ekmegin ve sarabin pesinden
turnalarin pesinden
büyük sehirler büyük asklar
çiglik çigliga terkedilir
ben
çocuklar gibi sevdim devler gibi istirab çektim
damarlarimda dünyanin bütün rüzgarlari
harblere açliklara yalnizligima ragmen
anamdam yolcu dogmusum
neyleyim
gurbet dedim
vatan dedim
hürriyet dedim.

SAKIN HA
'sabiha bu adamlar beni alip götürecek 
sakin ha aglamani istemiyorum 
soracaklari varmis yillardir sorarlar 
anlasilan bu sorgu daha yillarca sürecek 
ilk götürülüsümü bak hatirliyorum 
sendikaya yazildigim günlerdi saniyorum 
otomobil farlarina yagmur yagiyordu 
cigaram islanmis sokaklar nedense dar 
bu defa aksi gibi zilzurna ilkbahar 
çoçuga bir sey söyleme sabiha belli olmaz 
sakin ha aglamani istemiyorum 
bakarsin çabuk biter aksama evdeyim 
uzayacak olursa git hüseyin'i bul 
eli kizil kanda olsa bizi birakmaz 
çantami hazirlarsin pijamam terliklerim 
izin verirlerse seni de beklerim 
hani bir gülümsemen vardir sanki istanbul 
gözlerin gözlerimi bulur bulmaz 
içimde bütün sehir atli karinca gibi 
döner ha döner isik renk ve pul 
hay allah bu ilkbahar beni öldürecek 
rüzgardaki kokular dudaklarimdaki tuz 
bu adamlar sabiha beni alip götürecek 
günlerden cuma sabah saat dokuz 
sakin ha aglamani istemiyorum 
paran var mi yok mu bilemiyorum 
al su yüz lirayi yaninda bulunsun 
yüz de bana kaliyor varimiz yogumuz 
çocuga bir seyler al onunla avunsun 
beyler ben hazirim haydi gidiyoruz 
sabiha unutma seni bekliyorum'

SAKLI SEVDA
cam yesili bir kiz çok kirpikli 
saçlari nasil karanlik bir kizil 
örtülü bir güzellik benzeri olamaz 
dudaklarindaki kan etkiliyor asil 
duyarligi alingan gönlü ikircikli 
ne yazsam ona tutsak 
/ adi sehnaz 

belki kadin belki çocuk iyice kuskulu 
hangi tutku bugulamis camlarini 
bazen ne çok var bazen ne kadar az 
kan kirmizi yasayip yaz aksamlarini 
oksamasi bogulmak öpmesi ugultulu 
sabah olsam ona tutsak 
/ adi sehnaz 

sakli sevda sevdalarin en saklanmisi 
birbirimizde fena boguluyoruz 
hiç kimse birbirimizin yerini tutamaz 
benimle yasayamadigi ona uygunsuz 
hiçbir seye degismem onunla yasanmisi 
uygunsam ona tutsak 
/ adi sehnaz 

sakli bir sevdadir bulduk sigindik 
bu büyüylü bir ask çünkü yasak 
gizli bir mutluluk ki ne söylesem az 
bin yilda yasasak hiç de yasamasak 
varimiz yogumuz askimiz artik 
hayatim ona tutsak 
/ adi sehnaz

SALI SABAHA KARSI
sali sabaha karsi telefonla siçradim 
ay batiyor / aynalarda giyotin aydinligi 
gecenin bu saatinde beni kim arayabilir 
dizimi uyku sersemi bir iskemleye çarptim 
kivilcimlar dizi dizi her yanima dagiliyor 

doktor sabiha desem yillar var konusmuyoruz 
kanser diye duymustum sol gögsünü almislar 
su anda izmir'de midir ne yapiyor kimbilir 
son defa hastahanenin avlusunda konusmustuk 
steteskobu / beyaz gömlegi / soguk ecza kokusu 
sesi dargin söyledikleri yorgun ve umutsuz 

sakin mirç olmasin parmaklariyla oynayan 
yerli yersiz aramak onun marifetidir 
olmayacak seylerden birden heyecanlaniyor 
radyodaki parazit / asansörün ugultusu 
bütün gün korkusunu camlarda görmemek için 
tras aynasinda birakir gözlerini sabahtan 
o kadar yalniz ki yabancilarla selamlasiyor 
tek basina ne tartismalar sokaklarda geceleyin 
ben de tuhafim / nereden aklima gelebilir 
mirç çoktan ölmedi mi / genç sayilirdi dogrusu 
içimdeki sehirlerde demek gizlice yasiyor 

ister misin aramak aysel'in aklina essin 
plaj güzeli aysel'in / istanbul'da bir zamanlar 
küstah sarisinligini kristal bir zirh gibi 
gururla tasirdi / dibinde simdi raki siselerinin 
her gece olay çikariyor / arkasindan karakollar 
tozlu isiklariyla karanlikta bir gemidir 
polisleriyle küfür kiyamet bana telefon ettigi 
öksürükten bogularak / surati bütün ter 
nerde eski aysel / nerde jeanne d'are güzelligi 
içtigi için mi korkar korktugu için mi içer 

sali sabaha karsi telefonla siçradim 
ay batiyor / aynalarda giyotin aydinligi 
gecenin bu saatinde beni kim arayabilir 
elektrik tozlarinin iyice boguklastirdigi 
ses bildigim bir ses / kimindir çikaramadim 
' -ben suat'im / sizi terminal'den ariyorum 
iner inmez aradim / galiba izliyorlar 
istanbul çok degismis / yalnizim çok yabanciyim 
gidecek baska yerim yok / korkuyorum'

SANA NE YAPTILAR
O sabah mi çikmistin, bir gün önce mi
Bir biçagin agzinda yürür gibiydin
Demirlerin soguklugu soluk dudaklarinda
Gözlerinde karanligi dar hücrelerin
Seni görür görmez özgürlügümden utandim
Söyle ne içersin, çay mi kahve mi
Çok degismissin birden taniyamadim.

Saçlarin uzundu, omuzlarina akardi
Gönlümüz senlenirdi sarisinligindan
Onlar mi kestiler, sen mi kisalttin
Gülerdin, içimize aylar dogardi
Görünmez daglarin arkasindan
Eski gülümsemeni beyhude aradim
O sabah mi çikmistin bir gün önce mi
Çok degismissin birden taniyamadim.

Bir çay içer misin, yoksa kahve mi
Kibritim yok, demek cigaraya basladin
Ellerin de titriyor, bir seyin mi var
Böyle bir kiz degildin sen eskiden
Sana ne yaptilar, sana ne yaptilar?
Kirpiklerin islaniyor durup dururken
O sabah mi çikmistin, bir gün önce mi
Çok degismissin birden taniyamadim.

SARHOS BIR KADIN BALADI
Kaç içki daha ne agir bir is
alkol irgatligi bardakta ruj izi
gözlerinin mavisi akinda erimis
tütün sarisina dönüyor benzi
sehvetin dürtüsü
sevis
sevis
sevis

içindeki çöl çok daha genis
nasil bir susamak içebilse denizi
agzini bulamiyor nerede kaybetmis
oysa yutabilir erkekliginizi
sehvetin dürtüsü
sevis
sevis
sevis

SEN BENIM HIÇBIRSEYIMSIN
Sen benim hiçbir seyimsin
Yazdiklarimdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Lüzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir seyimsin
Varligin yoklugun anlasilmaz

Galiba eski liman üzerindesin
Nasil karanligima bir yildiz olmak
Dudaklarinla cama çizdigin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kiz uykusu bulmak
Yalnizligi öldüresiye çirkin
Sabaha karsi öldüresiye korkak
Kulagi çabucak telefon zillerinde

Sen benim hiçbir seyimsin
Hiçbir sevismek yasamisligim
Henüz bos bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çigliklarin silemedigi
Zaten yok bir tren penceresinde

Sen benim hiçbir seyimsin
Yabanci bir sarki gibi yarim
Yagmurlu bir agaç gibi islak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasinda çagirdigim
Çocukluk sesimle aglayarak

Sen benim hiçbir seyimsin

SEN BEYAZ BIR KADINSIN
asil büyük sarhos benim uzaktaki
ben ki tek damla sarap içmedim
ekmegin beyaz zeytinin siyah oldugunu biliyorum
asil büyük sarhos benim uzaktaki
benim kusturucu sarhoslugum
yoksullugum

yüzüme bakmasan da yagmurda düsürsende gözlerini
gözlerime bakmasan da ne kadar
o kadar aydinligin gökyüzüme uzaniyor
uykularimda nefesinin sicakligi
o kadar
hangi aksam kapimi çalsan sen degilsin
sen degil misin?
gizli bir kivilcim gibi gözbebeklerimde duran
umutsuzlandigim her aksam
senin rüzgarin almiyor mu ugultulu yorgunlugumu
yoksullugun esiginde kapaklandigim zaman
ellerimden simsiki tutmuyor mu
senin
iyimserligin
bu tezgahi kurdumsa ben senin için kurdum
senin için dokudugum basma ve pazen
denizin yesilliginden süzdügüm balik
gögün mavisinden çaldigim kus
senin için
elsefe okudumda iktisat okudumsa geceyarilari
bogazim kurumus içim bir kalabalik
sicacik misralar okudumsa yunus'dan
senin için okudum
geceyarilari

sen beyaz bir kadinsin
uzaktaki
gözlerin aklimdan çikmiyor
sen beyaz bir kadinsin karanliklari dinleyen
uzaktaki
sarmasiklari duyuyor musun rüzgarda
yorgun basimi üsümüs yastigima koyuyor musun
uyuyor musun

SEN BURDA BIR YABANCISIN
Bu rüzgarin tadi senin hiç tatmadigin
Bu yolcular bilmedigin bir yerden geliyor
Konustuklari dil ömrünce duymadigin
Gözlerini sakla sen burda bir yabancisin
Aksam tren raylarina yagmur yagiyor

Devrilmis bu sokak ayak basmadigin
Çarmiha gerilmis afisler islaniyor
Karanlikta bir kadin tanimadigin
Bir seyler söylüyor anlamadigin
Süpheli oteller üstüne geriniyor

Sen burda bir yabancisin saklanmalisin
Aksam tren raylarina yagmur yagiyor

SEN YOKSUN
sen yoksun 
deniz yok 
yildizlar arkadasim 
ya bu gece harikali bir seyler olsun 
yahut bir bomba gibi 
infilak edecek basim 

agzimda eski misralar uzanip kalmisim 
istanbul minareler odamda gibi 
gökyüzü temiz ve parlak 
iste kol kola girmis en mesut günlerimiz 
muhalif bir rüzgar karsi sahilden 

fosforlu isiklariyla gökyüzü bir deniz 
havada kanat sesleri 
ve çilgin kokular 

deniz yok 
yildizlar uzaklasiyor 
ben yine yalniz kaliyorum 
istanbul minareler kaybolmus 
sen yoksun

SERÜVENIN SONU
yankilanir 
abanoz sokagi'ndan 
fahiselerin tamtamlari 
tamtamlari 
ingiliz sarayi iki adimlik yer 
viyana oteli tenha bir liman 
koridorlarinda biyiklari islak 
gözleri kan çanagi 
yalnizlik adamlari 
adamlari 

305'te süpheli bir cigara 
ucunda tel tel dökülen bir çocuk 
ne yanina dönse simsiyah 
yagmurun kederli camlari 
camlari 
birini bekliyor ama kimi 
elleri ter içinde teri soguk 
kapiyi dinler arasira 
aksamlari 
militan aksamlari 

yukardaki odalar bütün bos 
fakat merdivenlerde fisiltilar 
belli belirsiz ayak sesleri 
birileri mi var 
o mu çok sarhos 
siyasi polis olmasin 
yoksa serüven bitti mi 
anlasilmaz telefonlar çaliyor 
karanlik anlamlari 
anlamlari

SEVDA AGACI
sevda agaci burcu benim 
kendini tüketen suyum 
ana soylu ibadetim 
yokus yukari akan irmak 
dilsizim 
zihnim su dolu balon

SEVMEK IÇIN GEÇ ÖLMEK IÇIN ERKEN
aksamin aci su karanligi içinden 
soguk kadife temasi yalnizligin 
suh bir kahkaha balkonun birinden 
gizli isareti midir bir baslangicin 

sevmek için geç ölmek için erken 

basbasa çay elele yürümek derken 
bogaz vapurlari mi iskele sancak 
telefonda kaybolmak sesini beklerken 
insan insani yeniler dogrudur ancak 

sevmek için geç ölmek için erken 

içimdeki gökkusagi besbelli neden 
bulutlarin içinden kuslar yagiyor 
bir siire baslarsin birini bitirmeden 
hiç kimse gözlerine inanamiyor 

sevmek için geç ölmek için erken 

sevmek sevildigini bile farketmeden 
yaklastikça ölüm soguk bir yagmur gibi 
sevmek zehir zemberek ve yürekten 
gecikerek de olsa vurusur gibi 

sevmek için geç ölmek için erken

SILÂHLI DÖRT BESMELE 
Dört atli Sarigöl Bogazi' na devrildiler 
Rüzgâri burunlariyla biçip arkalarina dökerek 
Kara sular gibi bosandi gecenin bosluklarindan 
Köpek havlamalari 
Dört atli Sarigöl Bogazi' na devrildiler 
Omuzlarinda çapraz tüfek , kalpakli ve siyah çizmeliler 
Yildiz yildiz siyrilip akiyor 
Padisah karanliginda mahmuzlari 
Hafiz Ahmed' in degirmeninde atesin basina oturdular 
Önce bir sogan kirdilar 
Dut pekmezi ve yogurt sordular 
Biyiklari tekmil ayaktaydi 
Müslüman ve hilâl biçiminde 
Sonra erkekçe yatsiyi kildilar 
Çakal gözleri saattaydi, kulaklari köpek seslerinde 
Aci tütün içilip, sonra bir vakit konusuldu 
Cezveler sürülmüs ocaktaydi 
Atinin dizginlerine oldugu kadar 
Her birisi kendi ölümüne sahip 
Bir ordu gibi savasmak kudretinde 
Bir umutlari Kemâl Pasa' daydi 
Öbürü Ankara Hükümeti' nde 
Hizli solumalarla kimildaniyordu karaagaçlar 
Ahirda bir beygir aksirdi 
Munzur Daglari' nin üstünü bir tamam tutmus 
Yildizin neyin kalabaligi 
Yukarilarda kar altindaki köylerde 
Ihtimal öfkeli kurtlar dolasiyor 
'-... Kemâl Pasa' dir çagirdi 
Demirhan Oglu gitmemis olmaz 
Sakarya topraginda erkekler sofrasi kurulmus 
Ahkâmli köskemli savasiliyor 
Yazilmissa biz dahi azrailin ekmeginden tadacagiz 
Sehitlik mertebesini 
Yasamak cihetinde makbul tutacagiz' 
'Ankara Hükümeti ne demek 
Maras' ta üzümler parmaklarimizdan damlamiyor mu 
Gümüsâne üzerinde elmalar Amasya' da 
Adam tarafimizdan yenilecek 
Ayrica zeytinin yagi inegin yogurdu 
Anteb' in bulamasi da 
Adam 
Hünkâr kullarinin sabanina kosulmayacagiz 
Biz her nokta-i nazardan insan olmaliyiz 
Acilar gördük 
Bunun sebebi dünyanin vaziyetini anlamadigimizdir 
Fikrimiz zihniyetimiz medenî olacaktir 
Sunun bunun sözüne ehemmiyet vermeyecegiz 
Medenî olacagiz 
Bununla iftihar edecegiz 
Gözleri iyice birbirinden ayrik 
Kaslari düz kirpikleri insafsizca kalabalik 
Kisa boylari ve yayli ayaklariyla adamakilli Türk 
Bakirci Hasan, Demirhanoglu Sadik, Pasolarin Süleyman ve Haci Yörük 
Silahli dört besmele halinde göge baktilar 
Sabahin ilk horozlari çirpiniyordu 
Besbelli sabahin ayazindan ufarak yildizlar tevatür kiriliyordu 
Bir kuvayi milliye sabahinin kapisini açtilar 
Karadeniz' deki en son limanimiz kadar 
Rüzgârli kizgin ve açiktilar 
Sonu yoktu hiddetlerinin ve ümitlerinin 
Bir millet olarak çiktilar Sarigöl Baogazi' ndan 
Kendinden ve hürriyetinden emin

SISLER BULVARI
elinin arkasinda günes duruyordu
aylardan kasimdi üsüyorduk
agacin biri bulvarda ölüyordu
sehrin camlari kaygisiz gülüyordu
her köse basinda öpüsüyorduk

sisler bulvari'na aksam çökmüstü
omuzlarimiza çoktan çökmüstü
kesik birer kol gibi yalnizdik
daglarda atesler yanmiyordu
deniz fenerleri sönmüstü
birbirimizin gözlerini ariyorduk

sisler bulvari'nda seni kaybettim
sokak lambalari öksürüyordu
yukarda bulutlar yürüyordu

terkedilmis bir çocuk gibiydim
dokunsaniz aglayacaktim
yenikapi'da bir tren vardi

sisler bulvari'nda ölecegim
sol kasigimdan vuracaklar
bulvar duraginda düsecegim
gözlüklerim kirilacaklar
sen rüyasini göreceksin
çiglik çigliga uyanacaksin
sabah kapini çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce tas kesileceksin
aglamayacaksin! aglamayacaksin!

sisler bulvari'ndan geçtim sirilsiklamdi
islak kaldirimlar parliyordu
durup dururken gözlerim daliyordu
bir bardak sarapta kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler bogazima sarilmislardi

bir gemi beni afrika'ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka'da bir gün kalacagim
sisler bulvari'ni hatirlayacagim
kirmizi melek sarkisindan bir satir
lodos'tan bir satir yagmur'dan iki
senin kirpiklerinden bir satir hatirlayacagim
seni hatirlatanin çenesini kiracagim
limanda vapurlar uguldayacak

sisler bulvari bir gece haykirmisti
agaçlari yatiyordu yoksuldu
bütün yapraklari sararmisti
bütün bir sonbahar aglamisti
aglayan sanki istanbul'du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahir
bütün siirlerimi yakacaktim
yalnizlik bana dokunuyordu

eger sisler bulvari olmasa
eger bu sehirde bu bulvar olmasa
sabah ezaninda yagmur yagmasa
süphesiz bir delilik yapardim
hiç kimse beni anliyamazdi
on bes sene hüküm giyerdim

dördüncü yilinda kaçardim
belki kaçarken vururlardi

sisler bulvari'ndan geçmedigin gün
sisler bulvari öksüz ben öksüzüm
yagmurun altinda yalnizim
agzim elim yüzüm islaniyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklimi fikrimi çeliyorlar
aksaray'da isiklar yaniyor
sisler bulvari ayaklaniyor
artik kalbimi susturamiyorum

SOKAGA ÇIKMA YASAGI
öyle büyük hicran ki 
cam çerçeve birakmiyor 
kirdi kapilari döküldü sokaga 
havada yangin kokusu 
itfaiye sirenleri 
uzaktan uzaga 

öyle büyük hicran ki 
telefonlar devamli mesgul çaliyor 
trafik durdu 
çarsilar darmadagin 
çigliklar geçiyor karanliktan 
camlarda sinsi bir titreme 
boguk bir ugultu 
yeraltindan 
borular patlamis sular 
vahim bir tenhaliga akiyor 

öyle büyük ki hicran 
zincirleme 
elektrik kontaklari 
serareler dökülüyor sokak lambalarindan 
ceryanlar kesildi 
gözden kayboldu sehir 
sanki siyah bir denize batiyor 
ayak sesleri bos meydanlardan 
hoyrat kanatlari 
yukarda bir helikopterin 
o ihanet sessizligini 
par 
par 
parçaliyor

SOKAKTA MIZIKA ÇALMA ÇOCUK
Boynuna o yesil fulari sarma çocuk 
Gece trenlerine binme, kaybolursun 
Sokaklarda mizika çalma çocuk 
Vurulursun...

SÖYLER
Zaman olmustur ki
Dumanli havuzlarda soguk nilüferler
Bulutlara savrulmus ates kuslari
Korkulu bir hicrani söyler

Zaman olmustur ki
Dalginliklari hisarbuselik kizlarin
Bildik sarkilari birden unutuslari
Aynalarda solan gün
Bilinmez hangi ugultulu
Ahval-i perisani söyler

Zaman olmustur ki
Los salonlarin heyhula büfelerinde
O kristal fanuslu yorgun saat
Fena halde durmus görünse de
Baska bir boyutta baska bir zamani söyler

Zaman olmustur ki
Falcinin avucunda tuttugu sihirli küre
Aslinda yasanmamis belki hiç yasanmayacak
Ancak ne kadar renkli
Ne kadar yanardöner bir ömr-i zerefsani söyler

Zaman olmustur ki
Belki sonbahar belki aksam
Tepeden tirnaga silme yildiz
Belki haziran gecesi
Sanki bir hayal oturmus o tenha piyanoya
Parmak uçlarinda tatyos efendi'nin
Herkesin unuttugu bir bestesi
Çaliyor doya doya
O evçara beste ki
Çevresinde avizelerden
Gökkusagi serpintileri
Güllerdeki suhu
O serv-i hiramani söyler

Zaman olmustur ki
Yanar mor zambaklar bugulu gece lambalari
Bir katar kaybolur haydarpasa gari'ndan
Birakip gümüs çigliklarini tel tel ardinda
Agir ve cefakar bir marsandiz katari
Kivamli bir sessizlige batmis ihlamurlar
Yalniz kuzguncuk'taki yalida
Karanlik bir gazelhan
Yanik yanik bir ask-i bi-amani söyler

Zaman olmustur ki
Sizar gecenin sulari simsiyah camlardan
Havada ölüm pariltisi adeta çelik
Fi bin dört yüz bes
Dersaadet'te yazildi isbu gazel
Avuçlari kan yüregi delik desik
Yaslanmis ama uslanmamis
Bir eski militani
Bir sair-i devrani söyler

ŞUBAT YOLCUSU
seni kim çizebilir subat yolcusu
yalniz aksam olsun daginik olsun
ceplerinde bozuk bir bulut ugultusu
geceleyin dörtte bir ölüm korkusu
dörtte dört sabaha karsi yagmursun
seni kim çizebilir subat yolcusu
bütün çizgileri bozuyorsun

SULTAN-I YEGÂH
samdanlari donaninca eski zaman sevdalarinin
baslar ay dogarken saltanati sultan-i yegâhin
nemli yumusakligi tende denizden gelen âhin
gizemli kanatlari ruhta ölüm karanliginin
baslar ay dogarken saltanati sultan-i yegâhin

yansiyan yasli gülüsmelerdir karasevdali suda
bülbüller kirilir umutsuzluktan yalnizlik korusunda
eylem dagilmis gönül tenha çalgilar kis uykusunda
ölümün tartisilmazligi nihayet anlasilsa da
baslar ay dogarken saltanati sultan-i yegâhin

bir baskasinin yasantisidir dönüp arkamiza baksak
çünkü yasadiklarimiz baskasinin yargisina tutsak
su yasak rüzgâr yasak açik kapilar yasak
belki bu karanlikta yasaklari yasaklasak
baslar ay dogarken saltanati sultan-i yegâhin

SÜHEYLA DEGILDI ADIN
hangi bulutlara niçin sarindin 
gözlerindeki mavi kimin gökyüzü 
süheyla degildi baskaydi adin 
gülüslerin donuk nes'e öksüzü 
o erken sonbahar görüntüsü 

inceden inceye boyanmaz miydin 
kirpiklerinin lacivert örtüsü 
süheyla degildi baskaydi adin 
ellerin buz gibi agzinin büzgüsü 
kaç yalnizligin gizli üzüntüsü 

ne yapsan ne etsen anlasilmadin 
belki sebep kendini asmak dürtüsü 
süheyla degildi baskaydi adin 
nabizlarinda pismanligin gürültüsü 
gülümsemen sogumus çiçek ölüsü

SÜLEYMAN
Öbür isiklari getir hadi süleyman
Bulvarin ortasinda dur bagirma
Senin için bir yagmur hazirladim
Hadi isiklari getir yagdiracagim

Al bu nisan aksamini benimkini ver
Sual sorup durma sevmiyorum
Öbür isiklari getir hadi getir
Karanlikta korkuyorum karnim agriyor
O kadini da getirsene portakal yiyen
Porselen disli kadini hani pantolon giymis
Dur dolmabahçe saatini dinleyecegim
On ikiyi çalsin öyle getir hadi getir

Deniz fenerinden mi çalarsin iste çal
Kibrit mi tutarsin bilmem iste tut
Öbür isiklari getir hadi süleyman
Sana yagmur hazirladim yagdiracagim

Sen kimsin süleyman birde bu var

SAHANE SERSERI
yolumdan çekil yavrum 
baglasalar duramam 
demir asa demir çarik dedim 
neyleyim! 
yolculuk dedim 
agaçlara tünedi yine aksam kargalarla bir 
rüzgar kendini yerden yere vuruyor 
kirik dökük yildizlar belirdi uzaktan 
telsiz mevceleri ardim sira kosturuyor 
anamdan yolcu dogmusum 
yedi dagin yollari kalbimden geçer 
salkim salkim misralar gelir içimden 
dudaklarimda yagmur damlalari 
alir beni yollar beni alir gider 
anamdan yolcu dogmusum 
nehirlerle birlikte denizlere kavustum 
aksam dedim 
su koca dünya dedim 
aglasam dedim 
yola bir düsüldü mü ömür boyunca gidilir 
ekmegin ve sarabin pesinden 
turnalarin pesinden 
büyük sehirler büyük asklar 
çiglik çigliga terkedilir 
ben 
çocuklar gibi sevdim devler gibi izdirap çektim 
damarlarimda dünyanin bütün rüzgarlari 
harblere açliklara yalnizligima ragmen 
anamdan yolcu dogmusum 
neyleyim 
gurbet dedim 
vatan dedim 
hürriyet dedim

SASI RIDVAN
sasi ridvan sasi allahin belasi 
yaradana yan bakmis yedi silsilesi 
dua namaz bilmez kara kara kafir 
yek gözü mercimek yek gözü çakir 
sasi ridvan sasi allahinbelasi 
ne sancagi belli ne iskelesi 
soyu sopu fukara özü hepten fakir 
yek gözü mercimek yek gözü çakir 

SEYH BEDRETTIN-I SIMAVI'YE GAZEL
varsa devran içinde devran 
bu devranin devraniyiz biz 
o canlar ki cananindan tasra düsmüstür 
cananiyiz biz 

gönül mahzun 
ay karanlik 
yildizlar gözden nihan olsa da 
arsi fersi isiktan titretecek 
bir aydinlik imkaniyiz biz 

ince bir yagmura gerçi asilmistir 
-serez'in esnaf çarsisi'nda- 
uzadikça uzar gölgesi daragacindan 
o asirdan bu asira 
seyh bedrettin-i simavi'nin 
elhak/devamiyiz biz 

geçer mermi isliklariyla / tek tek 
vurdugunu dagitan 
sunturlu misralar 
rediflerin gümbürtüsü akla ziyan 
tantanali bir kavganin demek 
gazelhaniyiz biz 

tohum agaç ve orman 
ölümün içerdigi hayat 
buhara inkilap eden su 
-iris dede sultanim iris- 
gün bu gün saat bu saat 
diyalektigin fermaniyiz biz

TARZ-I KADIM
olmuyor neyleyim
olmuyor velinimetim efendim
olmuyor yirminci asirda
tarz-i kadim üzre gazeller söylemek
besiktas'a yakin hanesi yerle yeksan oldu nedim'in
baki o enis-i dilden
bir yahya kemal kaldi hal-i hazirda
ayiptir efendim iç bade güzel sev demek
var ise akl-u suurun
ayiptir bu zamanda yardeyip yar isitmek
kivilcimlar kaymali
insanlarim dedikçe sair kaleminden
zaten ömrümüz rüzgarli sular gibi dalgali
kimseler baslamaz medar-i maiset derdinden
kim okur kim dinler siham-i kazayi?
yalniz alip verilir bir selam kalmistir
nabi efendi'den

sen benim velinimetim efendim
ben senin hayr-ul-halef
sen vakt-i zamaninda
uyan derdin uyan ey mest-i habinaz
uyan artik uyan
bense uyandim hab-i gafletten
uyan derim uyan ey esirler dünyasi!

TATYOS'UN KAHRI
son yolcunun adi attila ilhan’di 
miyoptu kisa boylu bir adamdi 
dostu yoktu yalnizligi vardi 
yazi makinasiyla binmisti 
bizimle konusmaktan çekinmisti 
gözlerini görseniz korkardiniz 
polis’ten kaçiyordu derdiniz 
bir cinayet islemisti derdiniz 
halbuki kendinden kaçiyordu 

tatyosyan’la arkadas oldu 
güvertede birlikte gördük 
hirsizlama durduk dinledik 
ermeni sicim gibi agliyordu 
karisi marsilya’da kalmisti 
çocugu karisinda kalmisti 
anasi istanbul’da bekliyordu 
palermo feneri parliyordu 

tatyos’u iki polis getirdiler 
marsilya’daydik kisti kiyametti 
rihtima kelepçeli getirdiler 
mistral zehir kusuyordu 
deniz bildiginiz felaketti 
bölük pürçük aksam oluyordu 
tatyos’u göz hapsine koydular 
katiyen cigara içiyordu 

“dövülmüs süt gibi yorgunum 
geceleyin kapimi çalsalar 
öyle telas telas uyaniyorum 
iflahimi kesti fransizlar 
taslarin üstünde yattim 
karimla konusturmadilar 
üç günde bütün ihtiyarladim 
üç gün dua ettim küfrettim 
beni süreceklerdi biliyordum” 

tatyos’un camlari kirilmisti 
vapur ecel teri döküyordu 
gizli gizli simsek çakiyordu 
haham levi dua ediyordu 
tatyos’un kahrini anlamisti 
allah da anlasin istiyordu 
allah tatyos’u görmüyordu 
ellerini kana bulamisti 

tatyos’un üç cigarasi olda 
ikisi mutlaka bizimdi 
iki göz gibi birbirimize yakindik 
ayni kahirla bakiyorduk 
ayni sanciyi çekiyorduk 
bindigimiz bu gemi batsa 
çirpina çirpina bogulsak 
allah bilir ki sevinirdik 
yalniz çocuklardan utanirdik 
madem ki ölmemiz lazimdi 


“askale’de kel bir dag vardi 
nefesimi keserdi tikanirdim 
beni varlik vergisi yikti 
üç sefer askerlik ettim 
gözüme kargalar konardi 
elimde degildi ne yapayim 
marsilya uzakta duruyordu 
macera beni çekiyordu 
istanbul’u sevmiyordum 
alip basimi gidecektim” 

attila ilhan bir siir yazacakti 
herifin yüregi delinmisti 
içi taun gibi ugulduyordu 
tatyos’un kahrini yazacakti 
sirilsiklam utanacaktik 
tatyos mutlaka mesut olmaliydi 
ömründe bir dakika olmaliydi 
o dakika mesut olmaliydi 
bunun çaresine bakmaliydik 
yoksa yüzümüz olmazdi 
dogru dürüst ölemezdik 
ölüler bizi ayiplardi

TELSIZCI HAMDI
Ayin yirmi dördünde nairobi’de ol 
Ilk yagmurla birlikte gelecegim
Eger ben gelemezsem yagmurlar gelecek
Otelin penceresinden duyabilirsin

Akdeniz polisi telsizci Hamdi’yi ariyor
Dün gece su masada beraber içmistiniz
Hani cebinde hiç büyük para tasimayan
Boynunun üstünde basi fevkalâde egrelti
Hani gözlükleri lüzümundan fazla temiz 
Tek kelime ispanyolca bilmedigi halde 
Antonio machado’dan siir okuyan adam
Cebinde üçüncü mevki bir vapur bileti

Iste yirmi sekiz defa luna lunera
Bir bardak madensuyu sogutulmus
Yirmi sekizinci defa yalnizim otelde
Nedense musluklari hep açik birakiyorlar
Nedense artik ölmek istemiyorum

TUTKI GECEDIR
tut ki gecedir
karanlik sivasir ellerine camlardan
birden kirmiziya döner
trafik isiklari
kükürtlü dumanlar yükselir
korkuya batmis
camkirigi adamlardan
tehlikeye büyür sakallari

tut ki gecedir
ihbarlar birer sansar
bir telefondan bir telefona atlar
yeralti örgütleri tetik üstünde
adres degistirmis silah kaçakçilari
fahiseler birbirinden kuskulaniyor

tut ki gecedir
katiller huzursuz
hirsizlar sinirli
hainler ürkekçedir
elleri telefona kendiliginden uzaniyor
ihanete gece müthis bir gerekçedir
ihbarlar birer sansar
bir telefondan bir telefona atlar

ihanet bir bilmecedir

TUTUKLUNUN GÜNLÜGÜNDEN
/ sali gecesi /

kara bir balta buldu aksam vuracak noktayi
hücreler doldu bir islik en yakin maçka tramvayi
kim birakmis yalnizligima bu hüzzâm sarkiyi
kimin bu karanlik kimler sürgülemisler kapiyi
insan olan baglar her koptugu yerden yasamayi

daktilolar camlari bulutlu sorgu odalarinda
didiklemez mi özgürlügünü sansaryan hani'nda
küflenir suyun bir bakir çaligi birikir agzinda
kendini öldürmeyi belki bin kere tasarlarsin da
bir kere aklindan geçmez bitirmeden ölmek sarkiyi

gönlünde büyüttügün o müthis ünlem içindir ki
seni kapattiklari öyle rezil o kadar çirkindir ki
çiplak bir lâmba misin dört duvar içindeki
ne lâmbasi/söndürülen bütün ilk gençligindir ki
gözlerin zehirlense de suç sayarsin aglamayi

görülmez dev böceklerdir sanki büyülü duyargalar
uçaksavar isildaklari gökyüzünde bir yanlis arar
tophane rihtimi'nda aci aci gemiler kalkar
hücreleri aksam olur haydut öfkeleri kaplar
ezerim sanirsin vurursan tek bir yumrukta dünyayi

tutanak 2

elektrik elletirler kivilcim yalatirlar
tuzruhu damlatirlar kulak bosluguna
çekip alinlar kerpetenle tirnaklarini

ögrenmek istedikleri aslinda bildikleridir
geceleri rüyalarina girip uykularini kaçiran
insanin insani soydugu derisini yüzdügü

durusma arasi

( o varsa kirilir buzlu camlari kisin
anlami yogunlasir anlamsiz bir yasayisin
gerçi farkindayiz adi belirsiz bir yanlisin
acaba ben çok mu esmerim o çok mu sarisin

yansimaz oldu aydinligi yüzüme haftalardir
yazdiklarinda bile gizli bir uzaklik vardir
eylem bir dagildi mi bütün bogazlar daralir
ben baska bir erkek olurum o baska bir kadin)

geregi düsünüldü

mahcup yaseminler son balkonlarin süsü
özgürlük özlemleridir genisletir gönlümüzü
savcilar agir sürgünlerden yankilansa da

bir yer gelir ki artik ne savunma içgüdüsü
ne heyecandir kalir ne de yürek üzüntüsü
yalniz bir daktilo çiplak bir masada

toplumculariz karakollarda açtik gözümüzü
verirse halklar verir tarihte hükmümüzü
gizle de yargilansak 3.agirceza'da

USTURANIN AGZINDA
yillar var ki serçeleri unutmusum
üzerimden gökyüzünü almislar gibi
asfaltlarin karanliginda bogulmusum
ufacik oysa hep böyle uçusurlarmis
karli agaçlarin arasinda alfabemdeki
iyimserlikleri bir türlü anlasilmamis

yillar var ki serçeleri unutmusum
kurus kurus beni vurmus öldürmüsler
bosa çikmis baskaldirmam sarhoslugum
onlarsa benim için isik biriktirirlermis
safak kapilarinda gülüsürlermis
çocuk zenginlikleri hiç bitmemis

UZAKTAN SEVMEK
Yorgun bir ermeni pangalti’nin
Güvercin topuklariyla gregoryen
Yagmurlarda çogalir nedense
Incecik sürahiler gibi bir kadin
Gökyüzü sanirsin gülümserken

Kilise çanlarindan eski kafkasya’nin
Yaprak titresimleri sokak içlerinden
Sanki saçlarini degistirmese
Bir sonbahar parkinda erivan’in
Yapayalniz bir misra puskün’den

Kayisi tadinda mi sarisin
Gözleri çevrilmemis filmlerden
Uzaktan onu sevdigimi bilse
Karanlik günlerinde haylayf’in
Biralar safak sökerken

ÜÇGEN
bir gece nevin çizmeli 
gözleri pala pariltisi 
kirbaca sarilmis eli 
mümkün degil anlasilmasi 
burun delikleri titrek 
aynasinin önünde kadin 
oya'nin yataginda erkek 

bir sabah nevin sonbahar 
kirpiklerinde kiragi 
sevdigi oglani hatirlar 
öpüstükleri sokagi 
gögüsleri avuçlarinda 
vücutlari kenetlenmis 
fosforlu meme uçlarinda 
sehvet eflatun bir yemis 

bir gün mavi bir yagmurda 
nevin oya'yla bulusur 
sevdigi erkegi unutur da 
oya'da erkekligini bulur 

bir gece ay karanlik 
kollarinda delikanlinin 
nevin'in üstünde yosmalik 
nice kadindan kadin 

bir gün toz pembe bulutlar 
bugular isinmis denizden 
birden nevin'i unuttular 
oglanla oya sevisirken 
yalnizlikla çarpisti nevin 
katlanmasi zor bir isti 
arasinda disilikle erkekligin 
tuttu bir hançerle sevisti

ÜÇÜNCÜ SAHSIN SIIRI
Gözlerin gözlerime degince
Felaketim olurdu aglardim
Beni sevmiyordun bilirdim
Bir sevdigin vardi duyardim
Çöp gibi bir oglan ipince
Hayirsizin biriydi fikrimce
Ne vakit karsimda görsem
Öldürecegimden korkardim
Felaketim olurdu aglardim
Ne vakit maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Agaçlar kus gibi gülerdi
Bir rüzgar aklimi alirdi
Sessizce bir cigara yakardin
Parmaklarimin ucunu yakardin
Kirpiklerini egerdin bakardin
Üsürdüm içim ürperirdi
Felaketim olurdu aglardim

Aksamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardi
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkip ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalirdin
Hayirsizin biriydi fikrimce
Güldümü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarina aldimi
Felaketim olurdu aglardim

VARSAGI-1
haçan demir dökende
ates yiyesim gelir
gök sofraya çökende
doruktan sesim gelir
dagdan yürek sökende
kursun dökesim gelir
çatal simsek çakanda
yagmur perde çekende
derya göge çikanda
haçan ölesim gelir

VARSAGI-2
Destur bre gökkusagi
Hangi devin kilicisin
Sabah sabah kanin damlar
Besbelli can alicisin

Akil almaz bir kelepçe
Anlasilmaz hangi suça
Kilitlenmis gündüz gece
Basimizda kalicisin

Öfkeyi sorduk sarindan
Korkuyu bildik morundan
Azrail adinda birinden
Giyilmis ölmek tacisin

Karanlik çiçek açti mi
Ilmik boynuna geçti mi
Can kusu tenden uçtu mu
Bir özgürlük agacisin

WALDORF ASTORIA
kadinsa kadin doktor spiedell 
dudaklari kalin 
bugulu 
üstüne yoktur linda'nin doktor spiedell 
benim linda'nin 
(bir içim su) 
karanlikta cigara içiyor doktor spiedell 
sehvetli 
tembel 
uykulu 


ah doktor spiedell siz yok musunuz 
neden durumu anlamiyorsunuz 
orta dogu'dan vazgeçin diyorum size 
zaten alisverisi nedir orta dogu'nun 
güney dogu asya'yi alsaniz elinize 
ah doktor spiedell ne isler çevrilir 
haksizlik neresinde bunun 

müzikse müzik doktor spiedell 
iste bakin 
bunlar orlean cazcilari tek tek 
iste doc smithy 
crazzy pat iste 
iste dikenli trompetler kavgaci kontrbaslar 
öyle mi wagner'i seversiniz demek 
(ah doktor spiedell siz avrupalilar) 
demek çelik migferli profili bismarc'in 
gözlerinizi doldurur her dinleyiste 
birakin doktor spiedell 
birakin 
birakin eski prusya'nin köhne ugultusunu 
iste king barnett 
georgia blues iste 

yanlisiniz var doktor spiedell 
yanlisiniz 
canim sir cunnungham'i tanimaz misiniz 
-...londra'da nasil konusmustuk diyecek 
londra'da diyecek 
i.g. farben için 
(yani sizin için doktor spiedell) 
orta dogu diyecek hesapta var miydi 
siz de bilirsiniz ki doktor spiedell 
imperial chemical industries demek 
bes asagi bes yukari 
sir cunningham demek 
orta dogu zaten bir ingiliz pazariydi 
sizin için hesapta var miydi doktor spiedell 
ama dogru söyleyin 
hesapta var miydi 

viskiyse viski doktor spiedell 
hem de sevdiginiz 
black and white 
gönüller sen olsun doktor spiedell 
nasilsa içebiliriz 
henüz saat 
o kadar geç degil ki 
prosit doktor spiedell 
prosit 
yari geceden sonra baslar 
newyork'ta hayat
YAGMUR KAÇAGI
Elimden tut yoksa düsecegim
yoksa bir bir yildizlar düsecek
eger sairsem beni tanirsan
yagmurdan korktugumu bilirsen
gözlerim aklina gelirse
elimden tut yoksa düsecegim
yagmur beni götürecek yoksa beni

geceleri bir çarpinti duyarsan
telas telas yagmurdan kaçiyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
aksamsa eylülse islanmissam
beni görsen belki anlayamazsin
içlenir gizli gizli aglarsin
eger ben yalnizsam yanilmissam
elimden tut yoksa düsecegim
yagmur beni götürecek yoksa beni.

YAGMURDA SIS DÜDÜKLERI
imdat çigliklari midir
bir felaketi mi duyururlar
anlasilmaz söyledikleri
salkim saçak çökerler karanligima
yalnizligimi dagitirlar
yagmurda sis düdükleri

camlarda çehreler hayal meyal
aramizdan müthis ayrilmislardir
anlasilmaz niye öldükleri
son nefeslerini tasarladikça
insan israrla ölümünü yasiyor
yagmurda sis düdükleri

yürekte keder yogunlastikça
bulutlar buz tozuna yozlasiyor
anlasilmaz neleri götürdükleri
sabahlar olur bir türlü uyuyamam
içimde sanki silepler çarpisiyor
yagmurda sis düdükleri

YAGMUR GEMILERI
o gemiler ki yagmur tasir 
gece sabaha karsi birden 
korkularimiza bulasir 
gök gürültüsüyle derinden 
o gemiler ki yagmur tasir 
gözümüz kamasir simseginden 

o gemiler ki baskalasir 
çeliskinin diyalektiginden 
gücü çok sonra anlasilir 
insana eklediginden 
o gemiler ki baskalasir 
gelisir degistirdiginden 

o gemiler ki safaga ulasir 
ümitlerimizin atesinden 
devrimden devrime yanasir 
nasil da büyür kendiliginden 
o gemiler ki safaga ulasir 
bir çiglik gibi bedreddin'den

YALNIZLIGI DENEMEK
gecenin ortasinda ne isin var 
yildizlara dokunma yanarsin 
bak birazdan ay da batacak 
karanlik bulasmasin ellerine 
tersine döner yolunu bulamazsin 

içi disi uzay tozu yansimalar 
sahi mi yalan mi anlayamazsin 
bir rüya gemisi iskele sancak 
dokunup geçiyor hayallerine 
aglayasin gelir aglayamazsin 

sevmek insanin yüregi kadar 
küçükse büyügünü tasiyamazsin 
yalnizligi da dene oldu olacak 
nasil yankilanir derinden derine 
iyi midir kötü mü çikaramazsin 

insan insani kendisi tamamlar 
içinde baska disinda baskasin 
eksikligin fazlana elbet bulasacak 
öbürü sigacak bunun derisine 
yoksa sabaha sag çikamazsin

YALNIZLIK SIIRI
Karanligin insani delisrten bir ihtisami vardir 
Yildizlar aydinlik fikirler gibi havada salkim salkim 
Bu gece dag baslari kadar yalnizim 

Çiçekler damliyor gecenin parmaklarindan 
Dudaklarimda eski bir mektep türküsü 
Karanlikta sana dogru uzanmis ellerim 
Gözlerim gözlerini ariyor durmadan 
Nerdesin?

YAMYAM KADINLAR
bunlar felaket kadinlardir 
meme uçlari fena saldirir 
burunlari yok gözleri kanli 
vurduklari yerden toz kaldirir 

ölçüye sigmaz boylari poslari 
halattan farksiz boyun kaslari 
öpüstün mü dudaklarini dograr 
hoyrat çenelerinin makaslari 

kirbaç dilleri bir tutam alev 
agizlari ejderha istahlari dev 
çig adam yedikleri görülmüstür 
bre kan dökerler kahpelik görev 

kelle kazitilmis simsiyah dazlak 
disleri arasinda biçak 
ölüm bilmezler yediser canli 
canavarlardir çirilçiplak 

tirnak uzatmislar elleri pençe 
ucundan kan damlar gündüz gece 
etine degmesinler sirtin üsür 
oksadilar mi ayni iskence 

sirtlan uluyunca aksamlari 
açliktir azdirir yamyamlari 
yiyecek insan ararlar 
karanliga vurup tamtamlari

YANILSAMA
hiç görmedigim gökler vahsi yesil 
agir sehirler oturmus altina 
içinden sular geçiyor erimis cam 
pariltidan göz gözü görmez olmus 

bu kiz sevdigim o kiz degil 
bir baska yüz takmislar suratina 
kendisiyle kavgali sabah aksam 
kirpikleri maviymis dudaklari mormus 

insanlarla yanilmis eski sahil 
sarkilar asili günün her saatina 
hangi rastladigima kimi sorsam 
kimin kim oldugunu bilmiyormus 

denizin üstü yildiz çil çil çil 
daglarin arkasinda sakli firtina 
kötü bir rüyadaymisiz tamam 
ne yapsan bir sona ermiyormus

YANLIS YASAMAK
yanilmis bir kapiyim simsiyah
kendi üstüme kapaniyorum
seni paris'te kaybettim
yanlis bir yerde ariyorum
bozdugum her saat
içimi büsbütün daraltiyor
hiçbir mutlulugum kalmadi
ne biraktiysan harcadim
inge bruckhart
resimlerine bakamiyorum

yanlis bir bulut çogaliyor
aksamlari yanilmis içlerime
agzimda bozuk bir pil tadi
o korku degil artik bu yasadigim
telefon zillerine dolasarak
bak ne ben leipzig'deyim
ne de sen istanbul'da
ne depart kahvesi'nde çay içiyoruz
ne tiryaki köpek'te sarap
seni görmeden ölecegim
bir daha görmeden
inge bruckhart
zaten kaç yildir yasamiyorum

hep yanildik mi kimbilir
inanmak geliyor içimden
o yanlis tren bindigimiz midir?
azala azala unutuldugumuz
hani leipzig gari'nda biten
yine yanlis mi yasiyoruz
karanligimizi avuçlarimiza öksürerek
sen bir kadin issizligina kosulmul
yaridan fazla mavi gözlü
eylülden eylüle gülümseyen
ben görünmez raylara dügümlü
garlarda yankilanan bir erkek
degerinden eksigine bozulmus

ölüversek mi ne
en büyük yanlisligi benimseyerek
gizli bir nem sinmemis mi ellerine
ya saçlarin fena halde sonbahar
yanlislar prensesi inge bruckhart
yine merne üzerine kar yagiyor
geceleyin bembeyaz ihlamur agaçlari
yanildikça lüzumsuzlugunu anlayip 
insan yasadigindan utaniyor
uykularimizda yanlizlik korkulari
disimiz en küstah yanlisliklar
içimiz en baska türlü ayip

YASAK SEVISMEK
öteki kapimdan gel bunu açamazsin
eski gözlerinle gel öldürmek vakti gel
hem tetik bulun ardinda biri olmasin
hanidir ben bu evde saklaniyorum
adimi degistirdim baska bir adla yasiyorum
gece gündüz siyah gözlük kullaniyorum
öteki kapimdan gel bunu açamazsin
sabaha karsi gel bütün gözlerinle gel

pancurlarin gerisinde karariyorum
içime belalar doguyor sonbahar doguyor
telefonda sesini taniyamiyorum
yüzün parmaklarimdan akip kayboluyor
böyle hep bir sey kopuyor bir sey kiriliyor
sabaha karsi gel eski gözlerinle gel
öteki kapimdan gel bunu açamazsin
hem tetik bulun ardinda biri olmasin

artik hiç kimse beni yasamiyor
asklarimi büyük kemanlarla çizdiler
korkularim oldum bittim kimsesizdiler
yalniz bir misra miyim islaniyorum
bir revolver romanimi tamamliyor
oyun bitti isiklarimi söndürdüler
yokmussun gibi gel öldürmek vakti gel
öteki kapimdan gel bunu açamazsin
üzerime kilitleyip mühürlediler
hem tetik bulun ardinda biri olmasin

YASAMAKTA DIRENMEK
Islak bir otomobil sabah karanliginda
Seni kaybetmis bir oyun iletirken
Inadin nagant gibi koltugumun altinda
Oynamakta direnmek ne demek düsündün mü?
En hizli mansetleri en gergin saatinda
Tirnagin ipin nerden çürüdügünü
Ne gün kopacagini kestiremeden
Inadin nagant gibi koltugumun altinda
Tirmanmakta direnmek ne demek düsündün mü?

Ya sirtlan disleri kontes agizlarinda
En kral öpüsmeyle gelen ya çakal salyasi
Bulastigin her kadin ayrica kirletilirken
Sevismekte direnmek ne demek düsündün mü?
Bu çabuk degisen deliler borsasinda
Tanrinin simsiyah yeryüzüne tükürdügü
Karsiliksiz adamlar her gece yarisi
Deprem gürültüleriyle ansizin yikilirken
Inadin nagant gibi koltugumun altinda
Yasamakta direnmek ne demek düsündün mü?

YAZIN SON GÜNLERI
ufkun sonsuzluguna 
hiç sasirmiyorlar 
rüzgarin gizli isligini 
hiç kimse isitmiyor 
hangisi anlayabilir 
yazin son günlerinde 
tenha plajin 
agir hüznünü

YIRMI BESINCI KISIM
isiklari söndür suna su
vapurlari duyacagiz ha
dün gece uykumda siçradim
beni mi çagirdin suna su
nereye gidecegiz ha

yabanci degil ben kaptan'im
aç kapiyi suna su
büyük yagmurda islandim
sarabin var mi suna su
sabahi bulacagiz ha

kadehini dinleme çildirirsin
elimden gelmeyen bir o
bütün trenleri kaçirdim
saatin kaç suna su
yarin ölecegiz ha

ZEYNEP BENI BEKLE
zeynep beni bekle / gece agaçlarina
yagmur çiseliyorum / cam tozu su beyazi
yalnizligini mutlaka degistirecegim
bir yaprak halinde süzülüp saçlarina
eski tesrin'lerden / kederli kirmizi
zeynep beni bekle mutlaka dönecegim
söyle kim önleyebilir bulusmamizi

geceleyin isiklari söndürdügün zaman
benim siir kitaplarindan sizan aydinlik
elinde uyuyakaldigin heyecanli roman
pancurlarin çarpildigi lodos geceleri
rüzgârin degil benim / pencerendeki islik
her aksam koridordaki ayak sesleri
yanlis çaldigini zannettigin telefon
zeynep beni bekle mutlaka gelecegim
hem bu ne ilk ayriligimiz ne de son

pikapta eminaga acemasirân saz semaisi
sokakta çocuklar saklambaç hirsiz polis
hayat akip gidiyor olsam da olmasam da
saati durmamali ufak sorumluluklarin
resmi birakmadin ya / son çektigin hangisi
bak mektuplar birikmis yine masamda
fakülteler açilacak bak bugün yarin
zeynep beni bekle mutlaka gelecegim
basladigimiz filmi birlikte bitirecegiz

kim ne derse desin içimde delice bir his

ZORO KAMÇILI KADIN
Gözlerin kaç gece eder 
Dudaklarin kaç karanfil 
Gülünce sehpalar devriliyor 
Kizginligin kaç yanardagi 

Sevismen savastan beter 
Yenen yenilen belli degil 
Fena halde kayip veriliyor 
Kimin kolu kimin bacagi 

Yalnizligin simsiyah panter 
Vahsiligi zehirli bir yesil 
Disleri isirdikça sivriliyor 
Bilinmez ne zaman isiracagi 

Yok yok elinde ölmek yeter 
Cam tozu kumsal soguk sahil 
Seffaf bir sonsuzluga giriliyor 
Tanrinin sizi bulamayacagi
ELIMDEN GELEN BU
elimden gelen bu ben iki kisiyim
çogalmak neyse ne azalmak zor
birisi seni her an birakip gittigim
öbürü kan gibi tutulmus seviyor
agzindaki aci alnindaki çizgiyim
gözlerine kirli bir bulut getirdim
hiçbir sevinç aydinligi onu silemiyor

elimden gelen bu ben iki kisiyim
birisi kapadigin kapilardan gitmiyor
yagmur yagmaksa o günes açmaksa o
bir yerin üsüse onun sicakligi
öbürü en içten çagrini isitmiyor
hüneri ne dersen duygu kaçakçiligi
alip tutmaksa o basip gitmekse o
bakislari kiyisiz bir deniz uzakligi

elimden gelen bu ben iki kisiyim
ikisi birbirinden çikmaya ugrasiyor
bilmem ki hangisinden nasil vazgeçeyim
birisi yeni bastan serüvene baslamis
öbürü silahinda son mermiyi yakiyor
çogalmak neyse ne azalmak zor

EMIRGANDA ÇAY SAATI
çeragan sarayi'ndan büyükdere'ye
üsümek sonbaharinda eski çinarlarin
uzadigi yerlerde gizlice aksamlarin
baslayip adeta kendini dinlemeye
kafeslerin ardinda bol gözlü bir kadin
ansizin giydirilmis ipek feraceye
bir çay yalnizligi emirgan'dan öteye
degdikçe isindigi yaldizli bardagin
nedim'den yansimasi tatyos efendi'ye
tenha bir genç kiz sesiyle hicazkar'in
kuytularda çürüdügü bagdadi yalilarin
yorgun sarmasiklariyla sarkmis bahçeye
soguk kuslar gibi dagilir bogazda
rüzgarin getirdigi donuk bir yagmur pusu
istinye'de gemilerin karanlik uykusu
kirik direkleriyle dalgin ve hasta
birden içimi kaplayan ölüm korkusu
selam verilince meçhul bir namazda
gazali'yse biraz mevlana biraz da
kubbenin altindaki divan ugultusu
'seref' vapurundan en kirli beyazda
yüzlerce harbiyeli sürgün yolcusu
havada bir asilmis adam kokusu
istanbul jöntürkleri hüzzam bir yasta
yankilariyla telasli geceleri bebek'ten
motorlarin tasiyip o kadar bitiremedigi
en yilgin sonbahar benim gözlerimdeki
çok daha dumanli mütareke günlerinden
alaturka saat kaçta ikinci tö"mbeki
miralay sadik beyin nargilesinden
dem çekip kumrular gibi sebilleri senlendiren
osmanli sehpalarinin gölgesindeki
emirgan'da acilasmak koyu bir semaverden
çaylar gibi kararip kaç defalarca eski
bir siir üzüntüsüyle müseddes biçimindeki
çoktan unutulmus kilitli defterlerden

EMPERYAL OTELI
Ben hiç böylesini görmemistim
vurdun kanima girdin itirazim var
simsicak bir merhaba diyecektim
basimi usulca dizine koyacaktim
dört gün dört gece susacaktim
yagmur sönecekti yanacakti
sameland seferden dönecekti
duvardaki saat duracakti
kalbim kendiliginden duracakti
ben hiç böylesini görmemistim
vurdun kanima girdin itirazim var

emperyal oteli'nde bu sonbahar
bu camlarin nokta nokta hüznü
bu bizim berhava olmuslugumuz
bir nokta bir hat kalmisligimiz
bu rezil bu çarsamba günü
intihar etmis kötümser yapraklar
öksürüklü aksirikli bu takvim
ben hiç böylesini görmemistim
vurdun kanima girdin itirazim var

sesleri liman sislerinde bogulur
gemiler yorgun ve uykuludur
sabahtir saat bes buçuktur
sen kollarimin arasindasin
onlar gibi degilsin sen baskasin
bu senin gözlerin gibisi yoktur
adamin rüyasina rüyasina sokulur
aklinin içinde siyah bir vapur
kivranir insaf nedir bilmez

otelin penceresinde duracaktin
sehri karanlikta görecektin
karanlikta yagmuru görecektin
saçlarin islanacak islanacakti
kis geceleri gibi uzun uzun
tek damla gözyasi dökmeksizin
maria dolores aglayacakti
istanbul'u yagmur tutacakti
bütün bir gün is arayacaktim
sana bir türkü getirecektim
kulaklarimiz çinlayacakti

emperyal oteli'nin resmini çektim
aksam saçaklarindan damliyordu
kapisinda durmani söylemistim
yüzün zambaklara benziyordu
cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu
tepebasi'ndaki küçük yahudiler
asmalimescit'teki rum kemanci
böyle rüzgarsiz kalmisligimiz
bu bizim çektigimiz sanci
el ele tutusmus geziyordu
gazeteler cinayeti yaziyordu
haliç'e bir avuç kan dökülmüstü

emperyal oteli'nde üc gece kaldik
fazlasina paramiz yetmiyordu
gözlerin gözlerimden gitmiyordu
dördüncü gece sokakta kaldik
karanlik bir türlü bitmiyordu
sirkeci gari'nda sabahladik
bilen bilmeyen bizi ayipladi
halbuki kimlere kimlere basvurmadik
hiçbiri yüzümüze bakmiyordu
hiç kimse elimizden tutmuyordu
ben hiç böylesini görmemistim
vurd kanima girdin kabulumsun

GECE BULUSMASI
Sen istinye’de bekle ben buradayim
Içimde köpek gibi havlayan yalnizligim
Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git
Çünkü ben buradayim karanliktayim

Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Sarabim bütün eksi suyum soguk
Yanimda olmadin mi seni seviyorum
Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git

Yüzünü islatmadan aglayabilir misin?
Yari geceden sonra telefon ettin mi hiç?
Karanlik adamlar hüviyetini sordu mu?
Ben senin olmadigini ariyorum
Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git

Yabanci gibisin miyop gözlerin kisik
Bana ait ne varsa seni korkutuyor
Sana ait ne varsa hiçbiri benim degil
Belki ölmek hakkimi kullaniyorum
Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git

GECENIN KAPILARI
Fena bir yerimden koptugum dogru 
Kendimden çok fazla yasamaktayim 
Nereye baglanacak bu isin sonu 
Aslinda ben kimim meraktayim 

Bütün kapilar kapandi sokaktayim

GEÇ KALMIS ÖLÜ
Korkacak bir sey yok hesap tamam 
Siram geldi mi hatta gülecegim 
Kendimi hazirladim biliyorum 
Önce turgut arkasindan ömer haybo 
Daha sonra varujan sonra nureddin 
Sonra ben degilsem demokrat toni 
Sonra o degilse mutlaka benim 
Kendimi hazirladim biliyorum 

Aysel'in gölgesine saklandim 
Hep susamisim su içiyorum

GEÇERDI HEP
Geçerdi hep
Piriltili kanunlar
Neves gecelerden
Ihtimal buhranli gecelerdi hep
Yüreginde yalnizligin tortusu
Vazoda yaseminler
Ufukta yagmur kuslari
Çözülmez bilmecelerdi hep
Ansizin dalar
Bir yorgunluga uyanirdin
Günes çekilmistir bahçelerden
Lambalar çok erken yanmis
Aldatilmak korkusu
Sik sik bozulan yeminler
Enfarktüs kuskulari
Sinsi bir kederdi hep
Zaman zaman düsündügün
Aklina geldikçe güldügün
San seref ve ün
Beyhude seylerdi hep

GIBI REDIFLI GAZEL
yorgun kadinlar içtik
yalnizliktan uguldayan
tuzlu kan gibi
nice aksamlar devirdik
çengi kiyamet
'kizil sultan' gibi

vurdukça mizrap
öyle yogun bir melâl
dagilir ki tamburdan
bastirir eski sevdalar
göz gözü görmez
duman gibi

su karanliktir
ve kadehler bosalmis
leylaklar darmadagan
kivilcimlar savurup narçiçegi
çöker bir daha basimiza gökyüzü
tutusmus tavan gibi

kanli hesaplari vardir
kiyamete kadar sürecek
ölümlü sairlerin
kim bilir nerden bilecek
ne çigliklar geçer daha dünyadan
attilâ ilhan gibi
 ATTILA ILHAN 
 

HACI MURAD'IN ÖLÜMÜ
haci murad'la olduk eski kafkasya'da
ihtiyar çuvasgili santur çaliyordu
ne çaldigi zaten anlasilmiyordu
oglu belki o saat asiliyordu
sarap patlak vermisti isyan masada

atlas gömlekleri boyundan ilikli
sabahlara kadar hançer dokuyanlar
mezmur okuyarak duvar duvar
dudaklarinda karanlik ilkbahar
gözbebekleri çelik çekirdekli

çalarak getirdigi korkak tatarlarin
bakunin yazmasi kitaplarindan
dinamitler yürür bakü sokaklarindan
siyah bir toz olur doru kisraklarindan
öfkeli kazaklari II'nci nikola'nin

ölmek fisildadikça son semaveri
bulutlanir çay kristal fincanda
isliklar gizlice bilenir zindanda
bir ustura çizgisi azerbeycan'da
haci murad'in üzengileri

HANNELISE
yagmurda çikip geleceksin hannelise 
yagmur gozlerinden cikip gelecek 
bir ogle sonu paris'te hannelise 
bir kahvede grandaboulevardsturkusunu calacaklar 
paris ve yapraklar sararmis etrafimda 
seine'e kanat vurup bir ruzgar geciyor 
gare d'orleans'da saat simdi uc diyecek 
yagmurdan cikip geleceksin hannelise 

gozlerine bakip sanki mavi diyecegim 
sanki cocuk diyecegim 
aydinlanacaklar 
baliga cikmis bir ihtiyar rihtimda 
suya atip sondurecek 
cigarasini 
bir ogle sonu paris'te hannelise 
bir kahvede grands boulevards turkusunu calacaklar 

insan kendisine ragmen yasayamaz 
kalbimiz beyaz derken biz siyah diyemeyiz 
diyemeyiz hannelise 
sen mutlaka lichtenstein dukaligindan bahsedersin 
yapraklarini doker ihlamur agaclari katedralin onunde 
ben icimde mustesna bir ates bahcesi donatirim 
bembeyaz 
bembeyaz hannelise

HARP KALDIRIMINDA ASK
sen simdi yanimda yepyeni bir türkü gibisin 
hiç görmedigim yildizlar gözlerine dogmus 
bir büyüklük duygusu daglar gibi yüreginde 
ah biz mutlulugu böyle aranip duracak miyiz 
yagmur hep böyle yagacak mi hatiralara 
eksik olan bir sey var sana bana dair 
belki bir rüzgar belki rüzgardan da hafif 
ama kalbimiz yine uzak bir deniz gibi bos 
heybetli guruplarin belirdigi saatlerde 

sen simdi yanimda yepyeni bir türkü gibisin 
acaba nasil ögrenmisim nasil farkinda olmadan 
her sey nasil olup geçmis nasil barut yagmis 
nasil günes vurmus zehirlenmis sehrin üstüne 
simdi hangi kiyilarda gemiler demir aliyor 
güney rüzgarlarina açip yelkenlerini 
belki bir italyan kizi tüfegine dayanmis 
senin gibi barisi tasarliyor daglarda 
mahzun esirler harp sarkilari kadar mahzun 
gizlice talim ediyor hürriyet adimlarini 

sen simdi yanimda yepyeni bir türkü gibisin 
ah su harp bitse rüzgar gibi bir nefes alabilsek 
kimseler kimseler çikmasa yolumuzun üstüne 
yagmur yagsin varsin islansin saçlarimiz 
yalniz duyulmaz olsun gögsümüzdeki darlik 
dilimizdeki kilit kolumuzdaki zincir 
ömrümüz meçhullerden meçhullere akiyor 
saatler bizim degil kitaplar bizim degil 
bizim degil yasamak bizim degil hiçbir sey 
kendi dünyamizda yabancilar gibiyiz 
ya çok erken ya çok geç dogmadik mi sevgilim 
buna ragmen mutluluga inaniyoruz

HAYIR
bu dösegi sen mi serdin elin dert görmesin ana
ana uyuyacagim ninni çagir danalar girsin bostana
çetin bir yörük kizi hoyrat murat dagi'ndan
bir papatya getirsin bir gelincik getirsin
elimden tutsun beni metristepe'ye götürsün
gönlümce bir hu diyeyim hisimim ali osman'a
yamacina yöresine rüzgarli camlar dikeyim

bu hosserimi sen mi ettin eline saglik ana
ana lokma dökelim asure kaynatalim
hayir dagitalim hayir ali osman dayima
ördügün bu çorabi saglicakla giyiyorsam
tuzladigin bu ayrani afiyetle içiyorsam
tuttugun bu yogurdu yogurdugun bu ekmegi
kaynattigin bu bulguru çalakasik yiyorsam
etime ve sütüme inegimin islikli memelerine
kabima kaçagima topragima bu benim diyebiliyorsam
ali osman dayimin yoksul yüregi bunun bedeli

metristepe gögüne ugru yildiz ugramaya
ana bu benim yüregim hisimim ali osman'in yüregi
 ATTILA ILHAN 
 

HER SABAH YANILMAK!...
sabah olmak her gece kolay mi sanirsiniz 
bulutlari dagitip günes olarak dogmak 
denizle gök arasinda çiy yorgunu sehre 
kursun kubbeleri bugulu minareleri islak 
soguk bir trenden inmistiniz / yalnizdiniz 

bilmem kaçinci defadir / yine yanilmistiniz 

hiç uyumamistiniz / gözleriniz yaniyordu 
yolculuk sanki bitmemisti / birdenbire 
kendinizi vagonda unuttugunuzu sandiniz 
sanki katar soluk soluga tirmaniyordu 
dumanli rampalari / bir kiliç gibi çiplak 
tiz çigliklariyla aydinligi dograyarak 

bilmem kaçinci defadir / yine yanildiniz 

jilet mavisi bir kadin elinde purosu 
degdigi yer açiliyor çok fena keskin 
kim oldugunu bilen yok / isin dogrusu 
yüzünü kaybetmis aynalarda ariyordu 
amerikan bara tünemis sek vodka içiyor 
geçmisinden rusça bir sarki arayarak 
sarhos olmamak en büyük korkusu 

bilmem kaçinci defadir / yine yanildiniz 

elbet en kötüsü sokaklarda tutuklanmak 
hani bir kere iki yaninizda iki sivil polis 
beyoglu'ndan çekilip nasil koparilmistiniz 
nabiz gibi vuran o kötü ve karanlik his 
yakanizi hala birakmadi asla birakmayacak 

bilmem kaçinci defadir / yine yanildiniz

HERSEYI BIRDEN ISTEMEK
O kitabi da okudum bitirdim
Hani o genç kizin beni unuttugu
Bir ara fena halde fikrindeydim
Dudagindaki nem gözündeki bugu
Durmadan hayal degistiriyorduk
Çetrefil bir hayat herkesin koktugu
Kaderlerimiz kalindi sevinçlerimiz çabuk
Yasamadan dagiliyor yarisindan çogu
Erteleyip durduk suç ortakligimizi
Asil mutlulugun içinde bulundugu
Bazi ben yanlistim o yanlisti bazi
Çünkü gecikmenin agir yorgunlugu
Yanildigimiz herseyi birden istemekti
Istegi gerçeklestirmez istegin yogunlugu
Ihtiyaç baska bir boyuta geçmekti
Devreden çikarip gereksiz sorumlulugu
Tekrar los yalnizliklarin en dibindeyim
Sararmis yapraklarin usulca savruldugu
Köprüler yikildi artik kendimleyim
Parmak uçlarimda ölümün soguklugu

ISSIZLIGIN ÇIGLIGI
cam ipliginden siki dokunmustur 
kristal vitrindeki bu los kadin 
soguk tenhaliginda kaslari alninin 
ince bir hayretle sanki donmustur 
yansimalari sokaga vurmustur 
kafasindaki müstehcen dazlakligin 
sedef boslugunda aralik agzinin 
sevismelere çagrisi korkunçtur 

tasrali bir 'köpek' buna tutulmustur 
simsiyah bir ünlem önünde camlarin 
her gece jiletle kaziyamadigin 
kaç kere kaçirmayi filan kurmustur 
çünkü kadinlar gözünü korkutmustur 
kraliçesi budur yalnizligin 
ürettigi nilüfer iç batakliginin 
cansiz olmasindan neler ummustur 

issizlik çigligini sehirde unutmustur

ISTANBUL AGRISI
kanatlari parça parça bu agustos geceleri
yildizlar kaynarken
sangir sungur ayaklarimin dibine dökülen
sen
eger yine Istanbul'san
yine kan köpüklü cehennem sarmasiklari büyütecegim

pancak pancak siirler tükürecegim
demek yine ben
limandaki direkler ormaninda bütün bandiralar ayaklaniyor
kapi önlerinde boyunlarini bükmüs tek tek kafiyeler
yahudi sokaklarini aydinlatan telaviv sarkilari
mavi asfaltlara çökmüs
diz bagliyor
eger sen yine Istanbul'san
kirli dudaklarini bulut bulut dudaklarima uzatan
sirkeci gari'nda tren çigliklaiiyle biçaklanip
intihar dumanlari içindeki haydarpasa'dan
anadolu üstlerine bakip bakip
aglayan
sen eger yine Istanbul'san
aldanmiyorsam
yakalari karanfilli ibneler eger beni aldatmiyorsa
kulaklarimdan kan fiskirincaya kadar
yine senin emrindeyim
utanmasam
gozlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani su bildigim attila ilhan'i
zehirleyebilirim

sonbahar karanliklari tuttu tutacak
tarlabasi pansiyonlarinda bekarlar bugulaniyor
imtihan çigliklari yükseliyor üniversite'den
tophane iskelesi'nde diesel kamyonlari sarhos
direksiyonlarinin koynuna girmis biçkin soförler
uykusuz dalgalaniyor

ulan Istanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dislerinin arasinda
liman liman götüren
ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
aksamlar yassildikça neden böyle devlesiyorlar
neden durmaksizin imdat kivilcimlari fiskiriyor
antenlerinden
neden
peki Istanbul ya ben
ya misralarini dört renkli duvar afisleri gibi boy boy
gümrük duvarlarina yapistiran yolcu abbas
ya benim kahrim
ya senin agrin
agir kabaralarinla uykularimi ezerek deliksiz yasattigin
çaresiz zehirle kusan çilgin bir yilan gibi
burgu burgu içime bosalttigin
o senin agrin
o senin

eger sen yine Istanbul'san
yanilmiyorsam
koltugumun altinda eski bir kitap diye götürmek istedigim
sicilyali balikçilara marsilyali dok isçilerine
satir satir okumak istedigim
sen
eger yine Istanbul'san
eger senin agrinsa igneli besik gibi her tarafimda hissettigim

ulan yine sen kazandin Istanbul
sen kazandin ben yenildim
kulaklarimdan kan fiskirincaya kadar
yine emrindeyim
ölsem yalniz kalsam cüzdanim kaybolsa
parasiz kalsam tenhalarda kalsam çarpilsam
hiç bir gün hiçbir postaci kapimi çalmasa
yanilmiyorsam
sen eger yine Istanbul'san
senin isliklarinsa kulaklarima saplanan bu isliklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnizligimdan
bir tekmede kapilarini kirip çiktim demektir

ulan bunu sen de bilirsin Istanbul
kaç kere yazdim kimbilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüs diken diken
1949 eylül'ünde birader mirc ve ben
sokaklarinda mohikanlar gibi ates yaktik
sana taptik ulan
unuttun mu
sana taptik

ISIK MEZARLIGI
birden demir kuslar fazla sehir 
demir agaçlarin tamamladigi 
yesilden sariya gözleri degisir 
gagalari kirmizi neon yapragi 
asmalimesçit'te dolmus duragi 
yari gece açikça geçilmistir 
meçhul kaatillerin biraktigi 
bir silah gibi parliyor siir 

uykusuzluklarin ates aldigi 
gece barlarinda içkiler zehir 
kinindan çikar öfke biçagi 
sabaha karsi cinayet islenir 
öle kim aslinda öldüren midir 
besbelli hiç anlasilamayacagi 
karakolda intihara heveslenir 
bir acil serviste hazir yatagi 

korku yalnizligin gelismesidir 
gece hiç kimsenin kurtulamadigi 
ay simsek mavisi belirmistir 
biçak pariltisiyla yalar sokagi 
sarhos bir fahisenin agladigi 
gözlerinde kahir birikmistir 
sevdigi itlerin farkina varmadigi 
parasini yiyorlar allah bilir 

geceleyin beyoglu isik mezarligi

IHTIYARLAR BALLADI
onlara ün mü gelir bazi bir ses mi duyarlar 
yumusak bir kedere ufalir bakislari 
idam mahkûmlaridir aslinda ihtiyarlar 
ölüme kosullanmis bütün davranislari 
yorgun öksürükleri oturup kalkislari 
yasayip durmaktan gizlice utanirlar 
her gece artik gitmek vaktidir sanirlar 
geçmis günlerinden bir destek aranirlar 
uysal bir gülümseme tek sizlanislari 
idam mahkûmlaridir aslinda ihtiyarlar 
ölüme kosullanmis bütün davranislari

IKI YÜZLÜ MELEKLER
sayende sayeban olduk Istanbul sehri 
sayende sebil olduk aç kaldik sefil olduk 
yildizlar dem çekti güvercinler gibi basucumuzda 
ve yakti perisan eyledi sine-i sad-paremizi 
saplanip hançer misali bir hilal 
sokaklar serseri biz serseri 
yüksekkaldirim’da 
bir cezayir sarkisini dile getirdi plaklar 
cadde-i kebir: bütün isiklarini yakmis bir gemidir 
sinemalar nerdeyse bosalacaklar 

vay anam vay 
sen ne dersin Istanbul 
sen garip bir sair olsan söyle ne halt edersin 
kimin gücü yeterse kahretsin pazarligi 
sefalet akiyor gürül gürül sokaklardan 
yol üstünde bir sehvet çarsisi tiklim tiklim 
yol üstünde sevda pazarligi ask pazarligi 
kurtulmadik gitti bu denlü kepaze hayattan 
hep böyle gecelerin koynunda yasadik 
geceler serseri biz serseri 
karakoldaki aynada safran gibi kirli yüzümüz 
gözlerimiz hasta gözleri ellerimiz hasta elleri 
kirilmis kavala dönmüsüz 

sen söyle serseriler kirali Istanbul 
sen söyle iki gözüm 
hangi merhem çaredir su bizim yaramiza 
yel üfürdü su götürdü gençligimizi 
elimiz bosa geldi meydanlarda kaldik 
meydanlar serseri biz serseri 
sagimiz sefalet solumuz ölüm 
iste geldik gidiyoruz 
kahrolasin 
kahrolasin Istanbul sehri

IKINIZDEN HANGINIZ
ikinizden hanginizin 
saçlari gece laciverdi siyah 
yildiz tozundan isiltili 
ve zengin 

bakir çaligi gözleri 
derin 
yer yer 
eflatuna çaliyor 

ikinizden hanginizin 
nemli dudaklari fuschia 
kirpikleri kaslarina dolasik 
agzi fena halde asik 
basladigi her öpüste kaliyor 

ikinizden hanginizin 
neyi noksan neyi fazla 
ikinizden hanginize sorsan 
her defasinda 
kendisini ötekisi saniyor 
çok fena aldaniyor 

sahi siz 
hanginiz 
hanginizsiniz

JILET YIYEN KIZ
o kizi nerede nasil görsem
aklimi basimdan alir agzi
saçlari sira köpügü desem
kaslari biçak izi kirmizi

yakut pullari mi/bu ne görkem
kanli gözbebeklerindeki yazi
beni nasil büyüledi bilmem
kirpikleri örümcek kirmizi

kizil demirden bir ünlem
salinmasi yangin yalnizi
korkmasam öpmeye egilsem
disleri elektrik kirmizi

çarpilmisim basim sersem
sevdim jilet yiyen kizi
gögsündeki kumrulara degsem
gagalari zehirli kirmizi

gece gündüz tek düsüncem
kasiklarimdaki ince sizi
artik kimseyle sevisemem
anladim sevismek kirmizi

jilet yiyen kiz merih'li gecem
birlikte bulacagiz belâmizi
sonumuz kuskusuz cehennem
kirmizi kirmizi kirmizi

KADINLAR SONBAHAR
kadinlar sonbahar yapraklarini dökmeye baslar
titrek dudaklarinda sarisin bir keder
nabiz kaybolur kan susar dolasim yavaslar
sisli bir nebuloz gökte yazilmamis siirler

dargin sevgililer yalnizliklarina uzaklasiyor

anlasilmaz çocuklugun ortaokullarindan ders zilleri
kilitli defterlerde kurutulmus menekseler
tehlikeli yolculuklarin kanat çirpan mendilleri
sazdan saza azalan hicranli köçekçeler

dünkü delikanlilari yasliliga tasiyor

eylül sehirleri yagmurlu gürültülerle alir yerlerini
deniz kahvelerinde son kadehlerde bulutlar birikir
ilik bir aydinlikla yikayip yorgun ellerini
görgülü ihtiyarlar bir bir ortaliktan çekilir

yaslandikça insan dünya baskalasiyor

KALK GIDELIM KADINLAR BALADI
Sabit dudak ruju epeyce telefon
Kirpikleri devirip gögüs geçirmeler
Burnu rendelenmis memeleri silikon
Agizlikla çakmagin alevini içmeler
Yari ömrü meyhane yarisi berber
Ask faslini unuttuk
Hey Allah pardon
Yuvasi ask yuvasi görkemli salon
Kapisi vizir vizir spor mercedes'ler
zar saydami bluz bluejean pantolon
Kadin erkek farketmez asil olan çekler
Lafi hiç uzatmaz sevismeye geçer
Az buz kazanmiyor
Gecesi üç milyon
Kalk gidelim kadinlari bu ne ilk ne son

KAPTAN 1
eflatun gözlerin oldugunu bilmiyordum 

gece yarisini yasamaktan yorgunum 

ayazin avucunda unutmustun ellerini 
önünden geçtigim halde beni tanimadin 
ben degistim biliyorum hem sakal biraktim 
siirlerim kül rengi kumrular gibi uçusuyorlar 
bakir çaligi göklere katiyyen tahammülüm yok 
hele paris’in gökleri aklimi basimdan aliyor 
bana seni senden evvelki poitiers’li kizi 
hatirlatiyor 

ayazin avucunda unutmustun ellerini 

karanligin arkasinda kivilcim gözlü orospular 
gölgelerine yaslanmis evliya gibi bekliyorlar 

isiklar kirmizi yandigi zaman duracaksin 

ben degistim biliyorum hem sakal biraktim 
soguk gözlerinde bugulanmisti ölsen taniyamazdin 
hatta ricardo bile hani vatansiz ricardo 
burnumun dibinden geçti geçen gün beni taniyamadi 
oysa au vieux chatalet’de aksam sabah beraberdik 
üçümüz viyana kahvesi ve sicak rom içerdik 
üstelik o krapfen severdi güzel olurmus rivayet 
neden ve nasil sevdigini anlayamadim gitti 

yalnizliktan da kurtulup yalniz kalmak isterim 

montmarte metrosu civarinda seni gözden kaybettim 
o zenci yine arkanda miydi hiç dikkat etmedim 
agzinda yoksul bir islik islak bir cigara gibi 
sidney bichet’nin caz havalarini çigneyip tüküren 
o saklasin varsin seni sevdigini biliyorum ben 
yüzünün renginden geliyor bütün üzüntüsü 

bir gazete aldim ama evde okuyacagim 

kahvelerden birine girip bir grog ismarlasam 
seni öldürmek için çareler tasarlasam 
sükut bembeyaz buz tutsa biyiklarimda 
ve türküm kaybolsa sessizligin hirçin türküsü 
ve ben unutulsam yazdigim siirler 
senin için yazdiklarim herkes için yazdiklarim 
eski padisahlar gibi unutulsa birer birer 
ve ben seni unutsam hiç hatirlamasam 
ellerim oldum olasiya seni unutsalar 

yari gecenin içinden bir zenci sütbeyaz bakiyor 
rue lafatette’de dünden bugüne geçiyorum 
eflatun gözlerini bir grog kadehinde unuttum

KARANTINALI DESPINA
bir gül takip da sevdali her gece saçlarina
çikti mi deprem sanirdin 'kara kiz' kantosuna
titresir kadehler camlar kirilir alkislardan
muammer bey'in gözdesi karantina'li despina

çapkin gülüsü söyle faytona binisi kordelia'dan
ne kadar baskaydi her kadindan her bakimdan
sinirsiz bir mutlulukta uyuturdu muammer bey'i
ustalikla damittigi o tantanali asklarindan

isgal altüst etti nasil da izmir'de her seyi
ögrendi kullanmasini despina bu yanlis geceyi
körfezde parildayan yunan zirhlilarina karsi
miralay zafiru'la ispilandit palas'ta sevismeyi

gemi sinyallerinin gece bahçelere yansimasi
havuzda samanyolunun hisarbuselik sarkisi
demlendikçe yanlizligi aydinlaniyor muammer bey
olmayacak sey bir insanin bir insani anlamasi

KIRMIZI PAZAR
Kiz sen burda yeni misin peki leyla nerde 
Hani çekirdek gözlüm örümcekten korkan 
Kim ulan beni herkes tanir git patronuna sor 
Elektrikçi ihsan dedin mi içkide üstüme yoktur 

Leyla güzel kizdi ben böyle göz görmedim 
Sen de güzelsin bak omuzlarin mesela 
Biz elektrikçi kismi karanlikta güresiriz 
Ölüm tellerde islik çalar gözümüz pektir 
Saçlarin kendinden mi sari boyadin mi 
Öyle örtülü bakma içimi karistiriyorsun 

Buranin tesisatini biz yaptik cahit'le beraber 
Dügmeye söyle dokun süt gibi aydinlik 
Cahit askere gitti bak leyla da gitmis 
Geceleri uyku tutmuyor isin yoksa cigara iç 
Yildizlar bogazima dizili inanmazsin 
Dilsiz misin nesin bir sey söylesene 
Istanbul'dan mi geldin yalniz misin

KIM KALDI
silah atilmiyor
güvercin sakirtisidir
safakta yaldizlanan
sadirvanda su
ihlamurlarda ezan
görkemli bir namaz ugultusu
heyhat
hamzabey cami-i serif'inden kim kaldi
kim kaldi eski selanik'ten
laternalar sustu
sürahiler tenha
tek kibrit çakilmiyor
kim kaldi ittihat ve terakki'den
o jöntürkler ki - `hariçten
evrak-i muzirra celbederlerdi' -
o fedailer ki barut öksürürler
sakal tiraslari mavi
kirmizi biyiklari biber

kim kaldi
müdafaa-i hukuk cemiyeti'nden
avci ceketi
körüklü çizme
astragan kalpak
bazen `ittihatçi'
hafif `istirakiyun'
öfkeli kaslari salkim saçak
kumral biyiklari mahzun
hani felaket tütün içerler
ceplerinde idam fermanlari
bellerinde sögüt yapragi biçak
ya millet meclisi'nde meb'us
ya kuva-yi seyyarede asker

kadehlerde raki
nazli beyaz
vaniköy korusunun `tesrinler'deki sisi
gramofonda incesaz
meyhane musikisi
o senliklerden heyhat kim kaldi
ezeli dalginligimizin isligidir ney
keman yanlis anlasilmasindan tedirgin
utlar vahim sorular soruyor
öldü nazim samilof sari mustafa
yikilmis strasnoy ploscat'in saat kulesi
eski bolseviklerden kim kaldi

KIM O?
kapinin ziliyle siçradim
gecenin saat üçü
açtim baktim
kimseler yok

zili duydugum kesin
birisi çalmis olmali
gelen yoksa ben miyim
kirk yil daha genç
polisten birakmislar

KIMI SEVSEM SENSIN
kimi sevsem sensin / hayret
sevgin hepsini nasil degistiriyor
gözleri maviyken yaprak yesili
senin sesinle konusuyor elbet
yarim bakislari o kadar tehlikeli
senin sigarani senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor

her seyi terk ettim / ne ask ne sehvet
sarisin basladigim esmer bitiyor
anlasilmaz yüzü koyu gölgeli
dudaklari keskin kirkizi jilet
bir belaya çattik / nasil bitirmeli
gitar kimildadi mi zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapilarin kapali girilemiyor

kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adinla çagiriyorum
arkadamdan simarik gülüsüyorlar
getirdikleri yagmur / sende unuttugum
hani o simsicak iri çekirdekli
senin gibi vahsi öpüsüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamiyorum

KIMI?
Kapiyi açik birak
Hiç kimse görmese de
Belki biri gelir
Elsiz ayaksiz
Varla yok arasi
Hanidir bekliyorum